TFF
ANA SAYFA
TFF
MİLLİ TAKIMLAR
LİGLER
KUPALAR
FGD
BİLGİ BANKASI
 
 
Jean-François Domergue: Altyapı ustasının sırları 1.04.2020
Jean-François Domergue: Altyapı ustasının sırları
Geri
İleri

Antalya'da düzenlenen UEFA Gelişim Turnuvası için ülkemize gelen UEFA Oyuncu Gelişim Direktörü, TamSaha'ya çarpıcı açıklamalar yaptı. EURO 1984'te Avrupa şampiyonu olan Fransa Millî Takımı'nın sol beki, şampiyonluğun anahtarını "mantalite, takım ruhu, kalite ve tecrübe" olarak sıralarken, Fransa'nın altyapı sistemini ve genç oyuncu yetiştirmenin püf noktalarını da detaylı biçimde anlattı.

Röportaj: Rasim Artagan / TamSaha

Bay Domergue, EURO 1984'te ilk Avrupa şampiyonluğunu yaşayan Fransa Millî Takımı'nın sol bekiydiniz ve Bordeaux, Lille, Lyonnais, Toulouse, Marsilya, Caen takımlarında forma giydiniz. Bize futbolculuk geçmişinizin kulüp takımları kısmını özetleyebilir misiniz?

İlk kulübüm Bordeaux'ydu. Zaten orada doğmuştum. Futbol hayatınıza başlangıç yaptığınızda her zaman ilk profesyonel maçınız aklınızda olur. Benim için çok büyük bir hediyeydi. 1983'ten 1990'a kadar Marsilya'da oynadım ve kaybettiğimiz çok zamanlar da oldu. Toulouse'da da aynı şekilde kaybettiğimiz maçlar oldu. Caen takımı benim için büyük bir maceraydı. Takım çok iyi değildi. İçimizdeki savaş içgüdümüzle hareket ettik ve orada çok başka bir atmosfer vardı. İlk sezonumuz çok güzeldi. 1. Lig'de kaldık. Daha sonra kariyerime son verdim.

Kariyeriniz boyunca ülkenizde forma giydiniz. Neden hiç Fransa dışına çıkmadınız?

O yıllarda Bosman Kuralı yoktu. Bu kural 1995'te geçerli olmaya başladı. Yani bir oyuncu istediği ülkeye gidip futbol oynayamıyordu. Ben de futbol kariyerime 1991 yılında son vermiştim. Bu sebeple Fransa dışına çıkamadım. Fransa'dan sadece Michel Platini, 1982'de Juventus'a gitti. Bir de Didier Six önce Belçika'ya, ardından Almanya'ya gitmişti. Sonra Türkiye'de de oynadı.

Doğum günümde tarihi iki gol

1984 yılına geri dönelim. O yıl Avrupa Şampiyonası ülkenizde düzenlendi ve Fransa da tarihinin ilk şampiyonluğunu orada kazandı. Portekiz'e iki gol attınız. O günleri nasıl anlatırsınız?

Toulouse'da iyi skorlar elde etmiştik. O dönem Fransa Millî Takımı Teknik Direktörü Henri Michel beni yakından takip etmişti. Sonrasında da beni millî takıma seçti. Bu grupta olmaktan gerçekten çok mutluydum. 1984 Avrupa Şampiyonası bizim için fantastikti. Tüm oyuncular birlikteydi. İnsan ilişkileri ve atmosfer bakımından her şey çok farklıydı. Benim hayatımın değiştiği zamanlardı. Profesyonel bir oyuncuydum zaten. Bu turnuva sonrasında artık uluslararası bir oyuncu oldum. Danimarka ile olan ilk maçımızda savunmanın ortasında oynayan Yvon Le Roux sakatlanmıştı. Teknik direktörümüz Michel onun yerine geçmemi söyledi. Maçı 1-0 kazandık. Bu maç sırasındaki en büyük olay Manuel Amaros'un kırmızı kart görüp üç maç boyunca cezalı duruma düşmesiydi. Belçika maçında onun yerine ben oynamaya başladım. Savunmada üç kişiydik; ben, Maxime Bossis ve Patrick Battiston… Orta sahada Luis Fernandez, Jean Tigana, Michel Platini, Alain Giresse ve Bernard Genghini'den oluşan bir beşli ve önde de Didier Six - Bernard Lacombe ikilisi… Bu kadroyla maçı 5-0 kazanmıştık. Yugoslavya'ya karşı oynadığımız maçta yine üçlü savunmanın solundaydım. 3-2 kazandık. Ancak Yugoslavya gerçekten çok yetenekli bir takımdı. Sonrasında ise yarı finallerde Marsilya'da Portekiz'e iki golüm var. O gün doğum günümdü. Benim için inanılmazdı. Oyun muhteşem, atmosfer de mükemmeldi. Doğum günümde iki gol atarak Portekiz'i yenmiş olmanın büyük mutluluğu vardı üzerimde. Maç sonrasında teknik direktörümüz beni hep sol bekte tutmaya devam etti. Sonra finalde İspanya'ya karşı oynadık ve yendik onları… Hayatımın en inanılmaz zamanlarıydı. Toulouse'a geri döndüğümde artık her şey çok farklıydı. Havalimanına gittiğimde birçok insan benimle konuşmaya çalıştı. Taksiye bindim. Taksici benimle çok konuştu. Çok güzel anlar yaşadım. Benim en iyi zamanlarım olduğunu söyleyebilirim.

Şampiyonluğun dört anahtarı

1984'ten itibaren çok sayıda turnuva izlediniz. Dünya Kupası, Avrupa Şampiyonası gibi prestijli turnuvalarda bir takım olarak şampiyonluğa giden yol sizce hangi önemli virajlardan geçiyor?

Mantalitenin çok önemi var. Takım ruhunun çok önemi var. Ve tabiî ki deneyim çok önemli. 1984'te bir deneyimimiz oldu. Başarılı da oldu. Bizim için ilk kez olan bir başarıydı. 1982'de Almanya ile Dünya Kupası'nda yarı final oynamıştık ve onlar penaltılarla kazanmışlardı. 1984'te ise biz yendik. Ama 1986 yılında Brezilya'yı çeyrek finalde yenip yarı finalde yine Almanya'ya kaybettik. Ben kadroda değildim. Teknik direktör değişikliğinden dolayı takıma seçilmemiştim. Daha sonrasında futbolcular için bu hayat değişiyor malum… Kriter olarak benim için mantalite, takım ruhu, takımdaki oyuncuların kalitesi ve deneyim çok önemli diyebilirim…

Neredeyse doğduğunuz günden beri futbolun içindesiniz. Dünya futbolundaki değişimi en iyi gözlemleyenlerden birisiniz. Sizce futbol zaman içerisinde hangi yöne evrildi? Futbolu geçmişten bugüne nasıl yorumlarsınız?

Her şey artık çok farklı. Benim için önceki jenerasyon ve şimdiki jenerasyon adına konuşmak çok zor olacak. Teknik olarak daha önceden çok daha iyiydi. Şimdiki oyuncular çok daha hızlı, çok daha güçlü, fiziksel olarak tamamen hazırlıklılar… Oyunun içerisinde çok fazla hız ve akış var. Bu çok büyük bir fark… En büyük fark bence bu…

Montpellier'de futbol şehri kurduk

Bir dönem teknik direktörlük yaptınız. 2000-2004 yılları arasında Le Havre'ı, 2004-2007 yılları arasında Montpellier'i çalıştırdınız. Teknik direktörlük tecrübenizi bize anlatabilir misiniz? Ayrıca kariyerinize neden teknik direktör olarak devam etmediniz?

Kariyerimi bitirdiğimde teknik direktörümle bir problemim oldu. Futbol için çok yaşlandığımı düşünüyordu. Beni yedek bırakmak isteyince futbol kariyerimi sonlandırdım Caen'de… O dönemki başkan beni takımda tutmak istedi. Sportif alanda görev almamı istedi. Hem bilgi hem futbol eğitimindeki bilgi akışında benim de olmamı istedi. Üç ay bunu çok düşündüm. Futbolu bırakmaya karar verdim ve başkana tamam dedim. Bütün stratejiyi ve metodolojiyi oluşturdum. Futbolda politik anlamdaki yapıyı oluşturdum. Yukarı çıkmaya başladık. Sezon sonunda görevi bıraktığımda Paris Saint Germain'den bir telefon aldım. İdari direktör olarak iş teklif ettiler. Tamamen farklı bir şeydi. Fakat benim gelişimim için de çok iyi bir fırsattı. PSG'ye gittim. 10 yıl boyunca bu kulüpte kaldım. Üç ay idari direktör olarak görev yaptım. Sonraki dört ay genel direktör olarak yükseltildim. Bundan sonraki süreçte PSG'nin bir başkan vekili, Fransa'nın ünlü televizyon kanalı Canal +'ın sahibiydi. Avrupa Ligi'nde, Şampiyonlar Ligi'nde birçok turnuva kazandık. UEFA'da birçok maç organizasyonlarında yer aldım. O dönemki PSG Başkanı Michel Denizot bıraktıktan sonra yeni bir başkan geldi ve daha sonrasında kafamda birçok şey oluştu. Yeniden sahaya dönmek istedim. 2000-2001 döneminde PSG'den ayrıldım. Üç-dört ay hiçbir iş yapmadım. Le Havre'dan bir telefon aldım. Teknik direktör olmamı istediler. O dönem 2. Lig'deydiler. Aralık'ta başladım. ProLisans aldım. Tıpkı İngiltere'deki gibi bir menajer oldum. Arsene Wenger gibi, Guardiola gibi, Mourinho gibi bir menajer oldum.

Koyu mavi ve koyu yeşil renklere sahipti Le Havre kulübü. İngiliz mantalitesiyle bir bağlantısı vardı. Oxford ve Cambridge Üniversiteleri'ni temsil ediyor gibiydi. Bu yüzden hem menajer hem teknik direktör olmamı teklif ettiler. Oyuncularımı da alabilme yetkisi verdiler. Ben kendi takımımı oluşturdum orada… Son 6 ay 2. Lig'de kaldık. İlk geldiğimde takım 18. sıradaydı. Sezonu 11. bitirdik. İkinci sezon genç oyuncularla başladık. Yetenekli futbolcular vardı. Kazandık ve 1. Lig'e yükseldik. Çok mutluydum. Oyuncular, tüm kadro mutluyduk. İkinci sezon her şey güzeldi. Genç oyuncular artık iyi oynuyordu. Üç ay sonra 9. sıradaydık. Ancak bir problem çıktı. Liverpool'un menajeri iki oyuncumu almak istedi. Florent Sinama Pongolle ve Anthony Le Tallec'i transfer ettiler. 1.5 yıl boyunca Liverpool'da kaldılar ve bir daha da geri gelmediler. Çok karışık bir durumdu bizim için. Bu oyuncular gittikten sonra takım düşmeye başladı ve biz 2. Lig'e geri döndük. O zamanlar 17 oyuncunuz vardı. 25 ya da 30 değil. Sadece 17 oyuncunuz olabiliyordu. İki iyi oyuncumuzu verince her şey karmaşıklaştı. Başkanla konuştum ve ayrıldım. Daha sonra Montpellier'e gittim. İki yıl teknik direktörlük yaptım. Başkan daha sonra görevime son verdi. Ancak ProLisansım olduğu için kulüpte kalmamı istedi.

Yeni gelen teknik adamın ProLisansı olmadığı için beni orada tutup, yeni hocayı benim lisansım üzerinden çalıştırmak istedi. Bu süre zarfında 7 sene boyunca akademilerin başına geçtim. Montpellier'in stratejisini, metodolojisini belirledim. Bunu üç aşamada belirledik. U16'dan U12'ye kadar okul futboluna önem verdik. Her Cumartesi oyunları izlemeye gittik. Her hafta toplantı yaptık. İkinci aşama U14-U15'ti… Bu oyuncuların seçmelerini kendi ekibimle birlikte yapıyordum. Takım seçmelerini yaparken takımın yüzde 60'ını okul futbolundan gelen çocuklar oluşturuyordu. Yüzde 40'ını da bölgemizin dışında ama bize yakın olan iki bölgeden oluşturuyorduk. Bunu yapma amacımız da bir problem yaşandığında ailelerin çabucak gelebilmesi ve müdahil olabilmesiydi. Bu şekilde ilerledik. Çok gelişmiş bir spor kompleksi geliştirdik. Bir tesise profesyonelden U19'a, U12'ye kadar bütün kategorileri yerleştirdik. Sonrasında ilkokulu da buraya getirdik. Küçük oyuncular bu aşamalardan geçerek profesyonel olacaktı. Yani futbolla ilgili küçük bir şehir kurduk. U19 Kupası'nı kazandık. Fransa Şampiyonası'nda iki kez şampiyon olduk. U19 turnuvasında 4 gruplu, 12 takımlı bir turnuva yaptık. Fransa'yı dörde böldük. Bu dört bölgeden takımlar oluşturup bu şekilde bir turnuva hazırladık. Her bölgenin birincileri, değişik bir bölgede yarı finaller oynuyor. Montpellier iki kez böyle turnuvalarda kupa kazandı. Bu takımdan 8 oyuncu şu an A takımda profesyonel olarak forma giyiyor. Felsefemizin ne kadar doğru olduğu şuradan ortaya çıkıyor. Bu profesyonel olan 8 oyuncu; demin size söylediğim yüzde 60 okul futbolundan gelen çocuklardan oluşuyor… Bu felsefenin ne kadar doğru gittiği de buradan ortaya çıkıyor.

Ben başladığım an bir slayt şov hazırladım. Bu anlattığım kişilerin hepsi gelişimle ilgili kişilerdi. Teknik direktörler, doktorlar, fizyoterapistler, aşçılar, araba şoförleri dâhil bütün bu ekiplerle birlikte bunu hazırladık. Tüm bunların sonunda bir soru geldi. Bu soru da otobüs şoföründen geldi. Otobüs şoförü dedi ki, "Ben gerçekten çok heyecanlandım. Montpellier'de yıllardır çalışıyorum. İlk defa böyle bir şey gördüm. Çok heyecanlandım. Sizinle beraber olmak istiyorum" dedi. Çok etkilenmiş. Çünkü yıllardır orada çalışıyor ve böyle bir şey görmemiş. Böyle bir şey görünce çok mutlu olmuş ve "Ben de olmak istiyorum" diyor. Ben de bunun sonunda, "Otobüs şoförü buna dâhil. Bizimle birlikte. Siz ne yapıyorsunuz?" dedim. Onlar da hep birlikte ayağa kalktı ve "Biz de varız" dediler. Çok duygusal bir andı benim için. Ağlamaya başlamıştım.

Şu an Antalya'da düzenlenen UEFA U16 Gelişim Turnuvası'nda sizinle birlikteyiz. UEFA Oyuncu Gelişim Direktörü olarak görev yapıyorsunuz. Bize UEFA'da yaptıklarınızdan biraz bahseder misiniz?

Tüm bu olayların sonucunda 2014-2015 sezonu sonunda Michel Platini beni aradı ve "Seni UEFA Gelişim'de istiyoruz" dedi. Biliyorsunuz UEFA Başkanı'nın her zaman bir vizyonu vardı. Beni çağırdığı zaman doğru yolda olduğunu da biliyordu. Şu anda 6 yıl oldu ve UEFA Gelişim Departmanı'nda tüm gelişimden sorumluyum. 

Para en büyük problem

Sizce dünya futbolunda yer almak isteyen genç oyuncular, gerçek bir futbolcu olabilmek için en çok nelere dikkat etmeli? Gerçek bir futbolcu olabilmek için altın anahtarlar nedir?

Şu anda oynanan futbolda çoğu şey değişmiş durumda. Bu şevki, bu ruhu yakalamaları için iki şey söyleyeceğim. Bizim zamanımızda ve daha sonrasında çocuklar sokaklarda futbol oynardı. Sahalarda, toprakta, çimende, okulda, her yerde futbol oynardık. Şimdi ise çocuklar hiçbir şey yapmıyorlar. Sadece oturuyorlar; ellerinde Play-Station var. Telefonlar var. Bunları oynadıkları zaman kendilerini gerçekten yetenekli bir futbolcu gibi görüyorlar. İkinci nokta ise futbolcuların etrafındaki yaşam değişti. Aileler ve futbolcu menajerleri sadece para konuşmaya başladı. Para çok önemli oldu. Aile için de menajerler için de oyuncular için de öyle… Bu en büyük problem… Metodolojinin değişmesinin en önemli sebebi de bu… Bu sebeplerden dolayı sahada analitik olarak kalmanın çok bir gerekliliği de kalmadı. Çok değişti. İdman sırasında çok fazla konsantre kalamamaları bu yüzden… Bir oyuncunun konsantre biçimde kalması en fazla 32 dakikadır. O yüzden oyunculara iyi bir metodoloji aktarabilmek çok önemli. Isınma, teknik hareketler, küçük bölgeler halinde teknik ve taktik çalışmaları ve antrenmanı bir maçla bitirmek… 1 saat 15 dakika veya 1 saat 20 dakika sürer. Fiziksel performanslara bu zamanda çok önem verildiği için bu antrenmanlar sırasında fiziksel gelişimlerine dikkat etmek gerekiyor. Onlara da önem vermek gerekiyor.

En önemli nokta okul futbolu!

Fransa, 2018 yılında Dünya Şampiyonu oldu. Bugün ülkenizde nasıl bir altyapı sistemi var? Genç oyunculara neler öğretiyorsunuz? En çok hangi noktalara dikkat ediyorsunuz?

En önemli nokta profesyonel ve amatör kulüplerde okul futbolunun olması ve bu okul futbolunun 6 yaş altından 13'e kadar yer alması… Onun yanında da iyi teknik direktör ve iyi yapılaşmanın olması… Fransa'da en çok bunlara dikkat ediyoruz. Her kulübün kendi değerleri ve kendi stilleri var. Ama en önemli şey bunları ufak yaşlardaki oyunculara aktarabilmeleri. 6 ve 13 yaş arasındaki bu periyot futbolun eğlence kısmını oluşturuyor. Amatör takımlarda ve bölgelerde çok yetenekli oyuncular var. 6 yaşındaki oyuncular 13 yaşına geldikleri zaman örnek veriyorum 24 tane bölge var. 24 bölgede de bu gruptan sorumlu teknik adamlar var.

Yani bir bölge bir lig gibi düşünün. 24 amatör lig var bu bağlamda… Her ligde de 4-5-6 departman yer alıyor. Ve bunların her birisinin içinde teknik departmanlar var. Bazen altı bölge için üç teknik departman da olabiliyor. Bir departman iki bölgeye bakabiliyor. Bunlardan sonra teknik gözlemci gibi olan kişiler bu sisteme kimlerin yetenekli olup olmadıklarını giriyor. Hangi oyuncular yetenekliyse bunların bilgilerini giriyorlar. İkinci adım bu… Üçüncü adım… Fransa'da 22 akademi var. Bunlarla birlikte devlet de devreye giriyor. Okul problemi, eğitim problemi olduğu için 6 ile 13 yaş arasında buna çok fazla önem verilmiyor. Daha sonraki aşamada da çok fazla önem verilmiyor. Ama bu oyuncular bir yerlere gelmeye başlayınca eğitimleri de önem kazanıyor. 22 akademinin tümü Fransa Futbol Federasyonu'na ait. Bunun yanında devlet de devreye giriyor dediğim gibi… Spor Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı ortak bir çalışma yapıyor. 14 ve 15 yaş grubu için özel sınıflar var. Sabah gidiyorlar 08.00 civarı… Dört saat eğitim alıyorlar. Sonra akademiye geri dönüyorlar. Yemekten sonra 16.30'dan 18.00'e kadar antrenmanları var. Bu antrenmanları pazartesi rejenerasyon gibi yapıyorlar. Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma idmanlarını yapıyorlar. Cumartesi kendi kulüplerine geri dönüyorlar. Orada da eğitimlere devam ediyorlar. Pazar günü de maçlarını yapıyorlar. Program bu şekilde işliyor. Tamamen disiplinli ve eğitim odaklı… Tamamen göz önünde olarak...

6 yaşından başlamamız çok büyük önem taşıyor. 6 yaşında bu sistemle başlamak ve eğitimlerini bu şekilde yapmak Fransa'ya başarı getiriyor. Ama buna baktığınız zaman bu 45 yıllık bir hikâye. 1975'te Stefan Kovacs zamanında başladı. Fransa'nın şu anki oyununa baktığınız zaman bu metodolojiyi kolaylıkla anlayabiliyorsunuz. Montpellier, Toulouse ve Marsilya'da 2 akademi daha var. Benim scoutlarım oyuncuları izlemeye gidiyorlar. İlk aşamada Toulouse ve Marsilya'da mart ve nisan aylarında maçlar ayarlıyorlar. Ben kendi ekibimle gidiyorum. U14, U15 ve U16'nın maçlarını izliyoruz. Notlar alıyoruz. Ertesi gün bir toplantı yapıyoruz. Montpellier'e gelmesini düşündüğümüz oyuncuları tartışıyoruz. Hangi oyuncuyu alırız, hangisini alamayız diye aramızda konuşuyoruz. Dışarıdan aldığımız oyuncuları da bu şekilde alıyoruz. Bu iki şehirde 10-12 profesyonel kulüp var. Bu oyuncuların hangisini profesyonel yapabiliriz, bunları tartışıyoruz. Daha sonra oyuncuların aileleri ile ilgili strateji ne olabilir konusunu kulüplerle de tartışıyoruz. Ailelerle görüşüyoruz. Daha sonra akademiye davet ediyoruz. Birlikte geziyoruz. Hocalarını çağırıyorum. Nasıl ilerlediğimizi anlatıyoruz. Beni zaten tanıdıkları için benim gelmemden ve bunları söylememden çok gurur duyuyorlar. Geldikten sonra, turu attıktan sonra, her şey bittikten sonra okey derlerse sözleşmemizi imzalıyoruz. Daha sonra hazırlattığım tişörtleri hediye olarak veriyorum. Bazen imza atmasalar da veriyorum. Bu şekilde ilerliyoruz. 

6 yaşında başlamak çok önemli

2020 Avrupa Şampiyonası elemelerinde Konya'da Dünya Şampiyonu Fransa Millî Takımı'nı yakından izleme fırsatı bulduk. Bizim için çok güzel bir maçtı çünkü kazandık. Ancak bir husus çok dikkatimi çekti. Oyuncularınızın neredeyse tümü resmen birer demir adam… Hepsi çok atletik. Bugün bunun örneklerini futbolda gelişmiş diğer ülkelerde de görüyoruz. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Az önce dediğim şeyden kaynaklı. Yani Fransa'daki oyuncuların demir gibi olması, diğer futbolculardan farkının olması biraz önce anlattığım okul futbolundaki farktan geliyor. Sizin futbola başlama yaşınız kaç? Biz 6 yaşında başlıyoruz. 6 yaşta her şeyi yapmaya başlıyoruz. 14-15'e geldikten sonra spor programları ve teknikleri devreye giriyor. Biz belli bir seviyeden sonra bilimsel yaklaşmaya başlıyoruz. Bir oyuncu ne kadar sıkılır; maksimum testleri yapıyoruz. Setler veriyoruz oyunculara. Kas gelişimi anlamında yaptığımız programlar var. Belli bir aralıkta 4x6 sette yüzde 85 performansla yaptığı bir hareketi 3 ay sonra 4x8 yapıp yüzde 60 performans kullanarak yapılacak bir hale düşürüyoruz. Daha sonrasında 5x10'la yüzde 90'a yükseltiyoruz. Bu şekilde 14-15 yaş aralığından 16'ya geldiği zaman oyuncu Fitness Center'a gidiyor. Hocalarla birlikte kaslar için hareket yaparken ağırlık kullandırmadan yapıyoruz. Önemli olan hareketi en doğru nasıl yapacağını görüp; o şekilde eğitmek… Ağırlığı daha sonra yüklüyoruz. Esas temel olay bu işe erken başlamak. Diğer kulüpler ya da millî takımlar gibi 10'lu yaşlarda başlamıyoruz. Küçük de olsa dört yıl çok büyük fark katıyor oyuncuya. Bunu anlayabilirsiniz. Sebebi bu… Nabız için maçlardan üç gün önce çok sıkı çalışmalar olur. Toplu ya da topsuz çok güç gerektiren çalışmalar yapılır. Yüzde 100 eforla bu işlerin yapıldığını siz nasıl anlıyorsunuz? Anlayamıyorsunuz. Ama bunların testleri var. Bunları yapabiliyoruz. Bir oyuncunun yüzde 100 gücünü harcayabildiğini; yüzde 65 gücünü harcayabildiğini verilerle hesaplayabiliyoruz. Şöyle bir şey var. Fizyo hocasını serbest bırakıyoruz biz. Çünkü ben fizyo hocama güveniyorum. Ne yapması gerektiğini iyi biliyor. Her oyuncuyu teker teker testlere tâbi tutuyoruz. Yapabildikleri maksimum performansları görüyoruz. Oyuncuları gruplara bölüyoruz. Çalışmalarla ve takiple yüzde 14 olan performanslarını yüzde 16'ya taşıyabiliyoruz. Oyuncuları üç grup halinde bölüyoruz. Üç grup halinde olması her açıdan çok iyi. Türkiye'de böyle bir duruma maalesef şahit olmadım.  Yüzde 14'ü yüzde 16'ya taşıyorsanız bu başarıdır. Testlerin şekli çok önemlidir. Bu testlerde oyuncuların gerçek performansları ortaya çıkar. Bu testler çok karmaşıktır aynı zamanda. Temel olarak her hocanın her oyuncu ile bire bir bilimsel verilerle çalışması gerekmektedir. Bunu sizin ülkenizde ne kadar yapıyorlar; bu soruyu kendinize de sorun... Vizyonla alâkalı bir durum bu… Örnek vermek gerekirse Belarus oyuncuların Antalya'da kano çektiklerini gördüm. Mesela bu nasıl bir tekniktir çok anlam veremedim ama tabiî ki kendi tercihleri… 

Kulüpleriniz genç oyunculara şans vermiyor

Türk futbolunu da yakından izlediğinizi biliyorum. Futbolumuz ve oyuncularımız hakkında neler düşünüyorsunuz?

Kulüpler bazında baktığım zaman kulüplerin genç oyunculara fırsat verdiğini düşünmüyorum. Genç oyuncular A takımlarda yeteri kadar süre alamıyor. Bu benim için gelişimle alâkalı bir sorundur. Almanya, Fransa, İspanya için konuşacak olursak bu ülkelerde genç, yetenekli ve başarılı oyunculara A takımlarda oynama şansı veriliyor. Buralarda oynatılıyorlar. Fransa'da 17, 18, 19 yaşındaki oyuncuların A takımlarda oynamaya başladıklarını görüyoruz. Hem lig hem oyuncular hem de kulüpler için iyi bir şey bu. Kulüpler için şu bakımdan iyi, gelişimler için zaten para harcıyorlar. Daha sonra bu oyuncuları başka bir kulübe de gönderebilirler. Veya yurt dışında başka kulüplere gönderebilirler. Bunun verimini alabiliyorlar.

Kulüplerinizin gitmesi gereken çok yol var

Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Başakşehir'in altyapılarını gezdiniz ve bilgi sahibisiniz. Bize gördüklerinizi anlatır mısınız? Kulüplerimizin altyapıları size göre ne durumda?

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin sadece iki maçını izledim. Çok şeye ihtiyaçları olduğunu tespit ettim. Teknik yeteneklerle ilgili daha gitmeleri gereken çok yol var. Fiziksel olarak kendilerini geliştirmeleri için çok yol var. Her yaş kategorisinde belirli bir program üzerinde gitmeleri gerekiyor. Görebildiklerim bunlar. Kulüplerle bu gelişim üzerine konuştuğum zaman; konuştuğum kişilerin futbol gelişimi ile ilgili ne yapılması gerektiğini bildiğini ya da beni anladıklarını pek düşünmüyorum. Bu da benim en önemli gördüğüm olaydı.

Futbolun çok büyük bir ekonomiye ve dev bir endüstriye dönüşmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Borçlanmalar çok arttı ve maalesef ülkemizdeki takımlar da çok sıkıntılı. Sizce neler yapılmalı?

Sizin ülkenizdeki kulüplerde üst sıralarda yer alan takımlarla alt sıralarda yer alan takımlar arasında uçurumlar var. Fransa'da da bunu gözlemliyorum. Bütçeler çok farklı. Ama tabiî burada farklı olan şey, strateji anlamında futbolda büyük bir bütçeniz var. Bunun ileriye dönük olarak gelecekte çok büyük bir sıkıntı doğuracağı kesin. Çünkü çok borçlanma var. Kulüplerin gelecekte bunların üstesinden gelebilmeleri için öncelikle stratejilerini belirlemeleri gerekiyor. Altyapıdan gelecek futbolcuları düşünerek bütçe aktarmaları gerekiyor. Ya da şu anda transfer mi yapacaklar? Çok fazla yurt dışından gelen oyuncularınız var. Bunların tamamı para için geliyor. Ülkenize gelen yabancılara baktığımızda yaş aralıklarının 22-23 olmadığını görüyoruz. Genelde 30'lu yaşlar civarında oyuncular geliyor ve bu çok büyük bir yanlış. Kulüplerin geleceği düşünerek bir strateji belirlemesi gerekiyor.

Millî Takımınız, Konya'da mükemmeldi

Türk Millî Takımı, EURO 2020 elemelerinde Fransa'dan 4 puan aldı. İki maçta da ortaya konulan performanslar hakkında neler söylersiniz?

İlk maç için Türkiye gerçekten mükemmeldi. Stadyumun atmosferi, oyuncuların istekleri üst düzeydeydi. İyi bir takımın gerektirdiği şeyleri barındırıyorlardı. Ama Fransa daha düşük bir seviyedeydi. Ruh olarak sanki sahada yoklarmış gibi bir oyun sergilediler. Fransa'daki maçta da Türkiye'nin iyi oynadığını düşünüyorum. Fransa çok fazla değişikliğe gitmedi. Yani Türkiye için 4 puan almak çok iyi bir şeydi. Fransa oyunu kabullenmiş gibi oynadı. 

Siz bir defans oyuncusuydunuz. Bugün dünya futbolunda defansta ve hücumda hangi oyuncuları beğeniyorsunuz?

Gençliğimde aslında daha çok orta saha oyuncusu gibiydim. Ama millî takımlarda sol bekteki oyuncu sakatlandığı için o mevkide oynadım. Almanya'dan Toni Kroos'u çok beğeniyorum. Forvet olarak da Edinson Cavani'yi söyleyebilirim.

Sizin dönemin en iyi oyuncuları kimlerdi? En çok kimlerle veya kimlere karşı oynamaktan keyif aldınız?

İki kişiyi söyleyebilirim; Johan Cruyff ve Michel Platini…

Ailenizde sizden başka sporcu var mı?

27 yaşında bir oğlum var. Beinsports'ta çalışıyor. Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi gibi maçlarda anlatımcı olarak görev alıyor. Futbola ilgisi çok. Genetik olarak oğluma futbolu vermişim… Kızım da voleybol oynuyordu, fakat eğitiminden dolayı sonlandırmak zorunda kaldı. Şu an lisansını aldı ve fizyoterapist olarak görev yapıyor. O da sporla iç içe… Benim için en önemli olan şey ailem ve iyi dostlarım… Futbolun şevkini ve ruhunu yaşamak benim için her zaman çok önemli…

Bizim unuttuğumuz, sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Uzun yıllardır bunlardan bahsetmiyordum. Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Bu sorularla çok uzun yıllardır karşılaşmıyordum. Bu soruları duymak ve tekrar cevaplamak beni çok mutlu etti. Futbolu çok seviyorum. Şu an sizinle birlikte UEFA U16 Gelişim Turnuvası sebebiyle Antalya'dayız. Gerçekten bu tip organizasyonlara gitmekten çok memnuniyet duyuyorum. Bu turnuvada teknik direktörlerle ve sizlerle oturup konuşabilmek, bunları tartışabilmek gerçekten beni çok mutlu ediyor. Benim için önemli olan şey, bir şeyleri paylaşmak. Sizlere çok teşekkür ediyorum. Burada genç oyuncuların gelişimi adına bir operasyonun olması; sizlerle beraber olunca çok güzel bir hale geliyor.

Geri
İleri
Site İçi Arama
Detaylı Arama
 
 
 

İletişim | Site Haritası | Kopya Hakları | Kullanım Şartları | Sponsorlar
Tüm hakları Türkiye Futbol Federasyonu'na aittir.