TFF
ANA SAYFA
TFF
MİLLİ TAKIMLAR
LİGLER
KUPALAR
FGD
BİLGİ BANKASI
 
 
Ahmet Dursun: "Artık küsmeyeceğim" 1.08.2007
Ahmet Dursun: "Artık küsmeyeceğim"
Ahmet Dursun, bir zamanlar "Ahmet Dursun, Seba gitsin" tezahüratlarıyla Beşiktaş tribünlerinin sevgilisiydi. Sonrasında ise ciddi bir düşüş yaşadı. Bu düşüşü sakatlıklara ve Youla'nın arkasında bırakılmasına bağlıyor. "Öyle bir futbolcunun bana tercih edilmesi nediniyle futbola küstüm, resmen bıraktım" diyor. Şimdi, kariyerindeki en iyi sezonunu yaşadığı Briegel'le Ankaragücü'nde yeni bir çıkış arıyor. Futbola bir kez daha küsmemekte kesin kararlı. Gelecekte yeniden Milli Takım'da oynayıp bir büyük takımın formasını giyeceği günleri hayal ediyor.

Röportaj: Mazlum Uluç

Beşiktaş'ta oynadığın ilk dönemdeki "Ahmet Dursun, Seba gitsin" tezahüratları kulağımızda çınlıyor hâlâ. Ancak Türk futbolunun en iyilerinden biri olarak sivrilen Ahmet Dursun sonrasında çok arka sıralara düştü. Ne oldu da o günün yıldızı Ahmet Dursun bugün geri planda?

Elbette benim de hatalarım oldu ama sonuçta bir sakatlık dönemi geçirmiştim. Bu sakatlık sürekli yenileniyordu ve bir türlü hazırlık dönemi yaşayamıyordum. Bunun sonucunda da Beşiktaş'tan gönderildim. Bir süre sonra geri döndüm ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Çünkü ben Beşiktaş'taki havayı kaybetmiştim. Şampiyon olduktan sonraki sezon kafamda ayrılmak vardı. Beşiktaş defterini kapatmıştım. Diğer iki büyük kulüple görüşüyordum. Ancak Yıldırım Demirören'le bir görüşme yaptıktan sonra mukavele yeniledim. O görüşmede Beşiktaş'ta kalma düşüncesi ağır basmıştı. Diğer iki kulüpten birine gitsem Beşiktaşlı Ahmet Dursun olarak kabullenmem kolay olmayabilirdi. Ama Beşiktaş'ta yaptıklarım ortadaydı ve camiaya kendimi kabul ettirmek gibi bir derdim yoktu. Şifo Mehmet ağabey gibi jübilemi Beşiktaş'ta yapmak istiyordum, ancak olmadı.

Sakatlığın tamam ama başka problemler de var mıydı? Şimdi düşününce "Ben şurada hata yaptım" diyor musun?

Çin'den geldikten sonra İstanbulspor'da 8 maç oynadım ve 5 gol atıp Beşiktaş'a geri döndüm. Çok da iyi performans gösterdim ve Milli Takım'a çağrılmam gündeme geldi. Ancak yeniden sakatlandım ve son 8 maçta oynayamadım. Ertesi sezona Rıza Çalımbay'la başlarken bir Youla meselesi çıktı ortaya. Sayın Çalımbay, Youla'yı oynatmaya çalıştı. Ben de bu duruma biraz küstüm. Youla gibi bir futbolcuyu benim yerime oynatması çok acı vericiydi doğrusu. Youla'nın ne yaptığı ortada. Buna rağmen bana tercih edilmesine çok kırıldım ve bıraktım resmen.

Geri dönüp baktığında "Aslında yanlış yapmışım, mücadele etmem gerekirdi" demiyor musun?

Yaptığım yanlıştı elbette. Ama şöyle bir durum çıkmıştı ortaya; ben belli bir noktaya kadar savaşıyordum, yine de hiçbir şekilde şans bulamıyordum. Ne yaparsam yapayım olmayacak gibi bir düşünceye kapılmıştım ve bu nedenle mücadele etmeyi bıraktım. Ama bundan sonra küsmek diye bir şey yok. Sonuna kadar mücadele edeceğim.

Etimesgut Şekerspor projesinin içinde yer aldın. Sen, Sergen, Tamer, Ahmet Yıldırım gibi iyi oyuncuların toplandığı bir takımdı ama hedeflerin çok uzağında kalındı. Neler yaşandı orada?

Maalesef Şekerspor olayına fazla girmek istemiyorum. Vaatler gerçekleşmedi. Sonuçta olan bize oldu. Almanya'dan ve Türkiye'de Süper Lig kulüplerinden transfer teklifleri almıştım ama Şekerspor'a gitmiştim. Sonrasında Alman kulüpleri bir de baktılar Beşiktaş gibi bir takımdan Lig B'ye gitmiş bir oyuncu var karşılarında. Onlar için böyle bir kariyer düşüşü kabul edilebilir değildi elbette.

Şekerspor'a para için gittim

Peki, Şekerspor'un teklifini kabul ediş sebebin neydi?

sParaydı elbette. Ama sözler tutulmadı. Ben de ayrılmak zorunda kaldım. Yoksa futbol hayatım bitecekti. O sırada 28 yaşındaydım ve önümde futbol oynayabileceğim uzun yıllar vardı. Yeniden bir Süper Lig kulübüne gitmem gerekiyordu. Benim için şehir de önemliydi. O sırada Antalyaspor'un teklifi geldi. Antalya güzel bir şehir olduğundan teklifi kabul ettim.

Antalyaspor senin için yeni bir çıkışın başlangıcı gibiydi ama orada da banko oyuncu olamadın.

Evet, çünkü Antalyaspor'a gittiğimde hazır değildim. Fizik açıdan yetersizdim. Günde üç antrenman yüklemesi yaptılar. Bu nedenle sakatlandım. Fenerbahçe maçında arka adalem yırtıldı ve şanssızlıklar yaşadım ama yine de hem Trabzonspor hem de Galatasaray maçlarında gol attım.

Briegel varsa ben de varım



Ankaragücü'nün teklifi nasıl geldi? Neler konuştunuz? Nasıl kabul ettin Ankaragücü'nün teklifini?

Sayın Başkanımız Cemal Aydın aradı ve takımın başına geçecek olan Briegel'in beni istediğini söyledi. Briegel'le de konuştum, "Eğer siz gelecekseniz şartlar ne olursa olsun gelirim" dedim. Çünkü o beni, ben de onu çok iyi tanıyor ve birbirimize güveniyorduk. Yanlış bir şey söylemek istemiyorum ama ben Beşiktaş'ta hep üst seviyelerde yabancı hocalarla çalıştım. Başka takımlara gidince onların değerini daha iyi anlıyorsunuz.

Peki, sence o nokta neresi? Aradaki farkı ortaya çıkaran faktörler hangileri?

Mesela Antalyaspor gibi bir takım son 8 haftada bir tek galibiyet bile alamıyor ve küme düşüyor. Üstelik de herkesin "İyi futbol oynuyor" görüşünde birleştiği bir dönemde. Orada bir müdahale yapılması lazım! Sonuç itibarıyla Ankaragücü'nü tercih ederken hem Başkan Cemal Aydın'ın hem de Teknik Direktör Briegel'in varlığı etkili oldu. Ayrıca Ankaragücü dört büyük takımdan sonra en büyük camiaya sahip. Taraftarıyla da köklü bir kulüp.

Briegel'le Beşiktaş'ta da çalışmıştın. Futbol hayatında Briegel'in özel bir yeri var mı? Onunla kendini daha iyi mi hissedeceksin?

Briegel Beşiktaş'a Feldkamp'ın yardımcı olarak gelmişti. Feldkamp'ın sağlık nedenleriyle ayrılmasının ardından takımın sorumluluğunu o yüklenmişti. Ben o sezon 30 maç oynamış ve 21 gol atmıştım. En parlak sezonumu Briegel döneminde geçirmiştim. İnşallah yine aynı noktaya geleceğimi düşünüyorum.

Briegel'le eski Ahmet Dursun'u ortaya çıkarabileceğine, patlama yapabileceğine inanıyorsun yani.

Tabii ki. Bir hocanın sizi tanıması, bilmesi ve güvenmesi büyük bir avantaj. Bunun farkındayım. Ama bu durum bir taraftan da size büyük sorumluluk yüklüyor. O insan sizi buraya alıyor, çünkü beklentileri var. Benim de Briegel'in yüzünü kara çıkarmamak için bu beklentilere mutlaka karşılık vermem, hatta daha da üstüne çıkmam gerekiyor.

Bir süredir Briegel'le birlikte çalışıyorsunuz. Neler istiyor senden?

Hocanın herkesten istediği şey aynı. Çok koşan, mücadele eden ve sahada takımı için her şeyini veren futbolcular istiyor. Tipik Alman futbolu anlayışı. Bize "Antrenmana geldiğiniz zaman 1.5 saat kendinizi sıkacaksınız, ondan sonra futbolu düşünmeyeceksiniz. Maçta da aynısı. 90 dakika boyunca varınızı yoğunuzu ortaya koyun bana yeter" diyor.

Senden kişisel olarak beklentileri var mı? Çünkü Ahmet Dursun Ankaragücü için önemli bir transfer.

Benden istediklerinin diğer oyunculardan istedikleriyle bir farkı yok. Ben aptal değilim ve yeteneklerimin farkındayım. Eğer koşup mücadele edersem, bu yeteneklerimi sahaya yansıtacağımı ve başarılı olacağımı biliyorum.

Briegel'in istediği futbolun temposuna kendini fizik olarak hazır hissediyor musun?

Birkaç yıldan beri hazırlık dönemi geçirmiyordum ama şimdi sakatlığım ya da bir başka problemim yok. Bu sezondan çok umutluyum.

Eski Ahmet Dursun'u bu sezon izleyebilecek miyiz yani?

Futbol biraz da şans işi. O Ahmet Dursun'un yeniden ortaya çıkmaması için hiçbir sebep yok. Çünkü ben 33-34 yaşında değilim. 29 yaşına yeni bastım. Bana gereken tek şey sağlıklı ve fit olmak. Şans faktörü de benim yanımda olursa neden her şey eskisi gibi olmasın?

Avrupa'da kulüpler teknik direktörün istikrarı konusunda ısrarcı olurken Türkiye'de üç-dört maç sonra bir teknik adamın görevine son veriliyor. Briegel'in başına da böyle bir şey gelebilir. Sana güvenip transferini gerçekleştiren bir teknik adamın gitmesiyle kendini nasıl hissedersin?

Öyle bir şey olursa üzülürüm elbette. Çünkü benim için inandığım, güvendiğim bir teknik direktörle çalışmak çok önemli. Sırtımı sağlam hissederek sahaya çıktığım zaman performansım da artıyor. Bazı hocalarla çalışırken, her oyuncu değişikliğinde yüzümü kulübeye döndüğüm zamanlar oldu. Her an oyundan çıkarılacağımı düşünerek oynarken verimli olmam mümkün değil.

Hedeflerim var

Bundan sonraki hedeflerin neler? "Futbol hayatımın sonuna kadar kazanacağım kadar para kazanayım" diye mi düşünüyorsun yoksa kariyer açısından daha büyük ideallerin hâlâ var mı?

Tabii ki hedeflerim var. Ama hep basamak basamak düşünmem gerekiyor. Öncelikle Ankaragücü'nde iyi bir performans yakalamam lazım. Eğer iyi bir sezon geçirebilirsem gerek Milli Takım gerekse de kulüp bazında işimin kolay olacağını düşünüyorum. Önümde Tümer Metin gibi bir örnek var. 32 yaşında Fenerbahçe'ye transfer yaptı. Ben 29 yaşındayım ve demek ki önümde büyük bir takıma transfer yapabilmek için üç sezonum var. Tümer Metin gerçekten çok güzel bir örnek. Demek ki olabiliyor.

Üç İstanbul takımından teklif aldığını düşünelim, Beşiktaş senin için hâlâ ayrıcalıklı bir kulüp olur mu?

Bunu söylemek biraz zor. Çocukluğumdan beri Beşiktaşlıyım ama o günkü şartlar neyi gösterirse ben de o kulübü seçerim. İlle Beşiktaş diye bir saplantım yok. Nerede başarılı ve huzurlu olacaksam oraya gitmeyi tercih ederim.

Bu arada Milli Takım'da yeniden oynama hedefinin de olduğunu öğrenmiş olduk.

Bu her zaman vardır. Her Türk futbolcusunun gönlünde ay-yıldızlı formayı giyme hedefi mutlaka bulunur.

2002'de dünya üçüncülüğü, ardından da Konfederasyon Kupası üçüncülüğü yaşayan Milli Takımımız daha sonra iki büyük finallere katılamadı. Şimdi ise yeniden bir toparlanma süreci yaşıyoruz. Sen Türk futbolunun bulunduğu konumu nasıl görüyorsun?

Dünya üçüncülüğünden sonra Milli Takımlar seviyesinde büyük bir düşüş yaşadık. Oyunculara bakıyorsunuz, büyük bölümü Avrupa'nın önemli takımlarında oynuyor ancak o performanslarını Milli Takım'a yansıtamıyor.

Peki, ne oldu da sence geriledik? Oyuncularımıza baktığımızda hepsinin giderek daha kaliteli takımlarda forma giydiğini ve kendilerini geliştirdiğini görüyoruz.

Böyle bakmamak lazım. Türk Milli Takımı ve Türk futbolcusu ilerliyor kabul; ancak diğer takımlar ve oyuncular yerlerinde durmuyor ki. Onlar da kendilerini geliştiriyor. Karşılaştırdığınız zaman Türk futbolcusunun kalitesi ve becerileri önde olsa da artık günlük performanslar büyük önem kazandı ve kim daha çok koşup mücadele ediyorsa o kazanıyor.

Futbol bence atak oyunudur

Çoğu takımın tek forvetle oynadığı bir süreç yaşıyoruz, bir hücum oyuncusu olarak bu değişimi nasıl değerlendiriyorsun?

Ben hava hâkimiyeti yüksek bir oyuncu değilim. Tek forvet oynandığı zaman bu özelliği güçlü oyuncuların üzerinde duruluyor. Tek santrforlu sistem benim oynamayacağım anlamına geliyor ve elbette bu sistemden hoşlanmıyorum. Bir de futbol bence atak oyunudur. Tek forvetli oyunda ataklar azalıyor.

Yine de senin tek forvetli sistemlerde farklı mevkilerde yer bulma ihtimalin yüksek.

Tabii, forvetin arkasındaki oyuncu da olabilirim. Beşiktaş'a geri döndüğümde Carew tek santrfor olarak oynuyordu, ben de arkasında görev yapıyordum. Hatta benim için çok daha rahattı. O arkası dönük oynuyordu, ben de verkaçlarla ve araya koşularla etkili olabiliyordum.

Turkcell Süper Lig'in bugünkü durumunu nasıl görüyorsun? İsim isim bakıldığında çok iyi oyuncular transfer edildi bu sezon. Nasıl bir lig bekliyorsun?

Roberto Carlos'un transferine çok şaşırmadım açıkçası. Çünkü onun yaşı ilerlemişti ve Fenerbahçe'ye gelmesi çok anormal değildi. Elbette onun gibi bir oyuncuyu ligimizde görmek çok önemli, ancak Lincoln gibi bir oyuncunun transferi benim için çok şaşırtıcı oldu. Çünkü Lincoln Bundesliga'nın en iyi orta saha oyuncularından birisiydi. Böyle bir futbolcunun Türkiye'yi seçmesine şaşırdım doğrusu. Nasıl bir lig olacağına gelirsek, kalitenin artacağını düşünüyorum. Aslında geçtiğimiz sezon da kötü bir lig geçirmedik. Dört büyükler kötüydü deniyor ancak diğer takımlar da artık dişlerini gösterebiliyor. Büyük takımların eskiden Anadolu takımlarıyla oynadıkları her maçı kazanması normal sayılıyordu ama şimdi hiçbir maçın garantisi yok.

Ankaragücü'nün tesislerini görünce Anadolu takımlarındaki bu çıkışı anlamlandırmak da mümkün. Burada İstanbul takımlarınınkinden farksız bir ortamda çalışıyorsunuz.

Evet, onu söylüyorum zaten. Artık bütün takımlar futbolun doğrularını yerine getiriyor. Ankaragücü'ndeki çalışma imkânları da üst seviyede.

Bir hücum oyuncusu olarak ligimizde hangi forvetleri beğeniyorsun?

Daha çok kendi tipimdeki forvetleri beğendiğim için Süper Lig'de öyle bir oyuncu hemen aklıma gelmiyor. Gökhan Ünal'ın iyi bir golcü olduğunu söyleyebilirim. Kezman da iyi bir golcü ama Türkiye'de gerçek performansını gösteremedi. Özellikle Hollanda'da oynadığı dönemdeki Kezman'ı burada göremedik.



Gol atamazsam mutsuz olurum

Hani biraz önce "Tek forvet benim stilim değil" demiştin ya, galiba Kezman için de aynı durum söz konusu. O da yüzü kaleye dönük oynayabilen bir forvet tipi çünkü.

Doğru ama Kezman Fenerbahçe'de çok sayıda pozisyona girip yeterince gol atamadı. Belki de şanssız bir sezon geçirdiğini söylemek gerekiyor. Bir futbolcu için iyi başlamak önemli çünkü. Bir forvet oyuncusu gol atamadığı zaman sıkıntıya girer ve mutsuz olur. Takımın maçı kazansa bile sen yeterince mutlu olamıyorsun.

Öyle bir şey var mıdır gerçekten? Yani takımın maçı kazandığında sen gol atamazsan mutsuz mu olursun?

Tabii ki takımım kazandığında seviniyorum, eğer elimden gelenin en iyisini yaptıysam da bir şekilde mutlu oluyorum, ama golcünün ilacı goldür. 3-2 kaybettiğimiz bir maçta iki golü atmakla mutlu olmaktan söz etmiyorum. O gollerin hiçbir anlamı yok elbette. Ama kazanılan bir maça attığım golle katkı yapıyorsam işte o zaman mutluluğun zirvesine çıkıyorum.

Oynadığın dönemin tümünü değerlendirdiğinde en beğendiğin teknik adam kim?

Aklıma birçok isim geliyor. Ama öncelikle Kocaelispor'a geldiğim dönemdeki teknik direktörüm Mustafa Denizli tabii ki. Denizli futbolcunun ruhunu ve dilini en iyi anlayan teknik adam. Futbolcuya nerede, nasıl davranacağını çok iyi biliyor. Antrenman programları çok farklı. Bazıları çok fazla maç ve 5'e 2 yaptırdığını söylüyor ama Mustafa Hoca takımını yerine göre koşturur da. Futbolcunun dilinden anlamasına bir örnek vermek istiyorum. Kocaelispor'da oynadığım dönemde çok yorgun olduğumuz bir sırada "Ne yapalım?" diye sordu. Biz de "Çıkalım çift kale yapalım" cevabını verdik. O da yüzünde bir tebessümle "Gidin masaj yaptırın, dışarı çıkmayın" karşılığını verdi. Mustafa Hoca futbolcunun ruhunu bilen bir teknik adam.

Aynı soruyu futbolcu bazında sorsam...

Bir Hagi'yi, Okocha'yı unutmak mümkün değil. Beşiktaş'ta da Şifo Mehmet ve Sergen.

Birlikte oynadığın oyunculardan bir en iyi onbir çıkarabilir misin?

En iyi kaleci, Beşiktaş'ta kısa süre kalsa bile Asper'di. Sağ bek Ali Güneş, defansın ortasında Ronaldo ve Zago, sol bek Marcus Münch. Orta sahanın sağında Nihat, soluna Sergen, ortada ise Giunti ve Şifo Mehmet. Forvette de ben ve Pascal Nouma.

Sağ bekten söz ederken Ali Güneş'in üzerine vurgu yaptın sanki. Almanya'da yetişen oyuncular olarak burada biraz dışlanıp da birbirinize sahip mi çıkıyordunuz?

Öyle problemler yaşıyorduk tabii, ama birbirimizi kollamak diye bir şey yoktu. Elbette Almanya'dan gelen bir arkadaşımla daha iyi anlaşıyordum.

Senin için gece hayatı zengin oyunculardan biri deniyor. Gerçekten futbol dışındaki zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun?

Hayatım boyunca belki 30 kere dışarı çıkmışımdır. Gezsem tozsam zaten magazin sayfalarında boy gösterirdim. Beşiktaş'ta 6.5 sezon futbol oynadım, o tip gazetelerde 10 kez fotoğrafım yayınlanmıştır. Ben evcimen bir insanım. Evimde oturmayı, dışarı çıktığımda da arkadaşlarımla yemek yemeyi severim. Arada bir de sinemaya giderim.

Site İçi Arama
Detaylı Arama
 
 
 

İletişim | Site Haritası | Kopya Hakları | Kullanım Şartları | Sponsorlar
Tüm hakları Türkiye Futbol Federasyonu'na aittir.