TFF
ANA SAYFA
TFF
MİLLİ TAKIMLAR
LİGLER
KUPALAR
FGD
BİLGİ BANKASI
 
 
Hakan Özmert: "33 yaşındayım, ilkbaharımdayım" 1.02.2019
Hakan Özmert: "33 yaşındayım, ilkbaharımdayım"
Geri
İleri
Fransa'nın Nantes kulübünde aldığı altyapı eğitimiyle 12 yaşında geldiği Türkiye'de pek çok kulüpte dolaştı. Yetenekleriyle her zaman dikkat çeken bir oyuncu olsa ve Süper Lig'de uzun yıllar forma giyse de demini yeni aldı. Kendisi de 33 yaşında futbolunun ilkbaharını yaşadığını söylüyor, oyunu Başakşehir'de geçirdiği yıllarda öğrendiğini belirtirken, genç oyunculara ders niteliğindeki kariyer hikâyesini TamSaha'ya büyük bir açık yüreklilikle anlatıyor.

Röportaj: Melis Köse Metin

Yıllar boyunca aynı ligde mücadele etmiş futbolcular o ligin takımları için çoğu zaman sigorta niteliği taşır ve en çok tercih edilenlerden olur. 10 seneyi aşan Spor Toto Süper Lig kariyerinle bu tip oyunculara verilebilecek en iyi örneklerden biri de sensin. Detaylara girmeden önce bize doğduğun Fransa'dan Türkiye'ye uzanan hayat hikâyenden ve ailenden bahseder misin?

Babam 17 yaşındayken dedem, ailesiyle Fransa'ya çalışmaya gitmiş. Aslında babam da iyi bir futbolcuymuş. Sakarya'dayken karmalara seçiliyormuş. Fransa'ya gittiğinde de dedeme söylemeden FC Nantes'ın seçmelerine katılmış. Babamı çok beğenmişler ve profesyonel yapmak istemişler. Ama dedem babamın tek oğlu olduğunu söyleyerek buna müsaade etmemiş. Hatta oynarsa da hakkını helal etmeyeceğini söylemiş. Üç ablası var babamın. Çok zor bir hayat hikâyesi var. 27 sene vatanından uzak, ekmek parası için didindi. İnşaatlarda işçilik yaptı. Dört erkek, bir kız olmak üzere beş kardeşiz. Dördümüz Fransa'da doğdu. En ufak kardeşimse Türkiye doğumlu.

Fransa'da nasıl bir mahallede yaşıyordunuz? Türk olmanın zorluklarını yaşadınız mı?

İşçi sınıfının olduğu bir mahallede yaşıyorduk. Arkadaşlarım ise genelde Türk'tü. Oturduğumuz mahallede Senegalliler, Araplar da vardı. Yani Müslümanlar bir arada yaşıyorduk. Tabii Fransız komşularımız da vardı.

Okul hayatınız nasıl geçti? Fransa'da nasıl bir okulda eğitim aldın?

Erken yaşta anaokuluna başladım. Kardeşimle beraber gittik. Annem ev hanımıydı. Bizi okula o bırakıyordu. İlkokulu Fransa'da tamamladım. Haftada bir gün Türkçe öğretmeni geliyordu okulumuza. Türkler o gün okula geliyor, bizlere Türkçe öğretiyordu. Amaç, Türkçeyi unutmamamızdı. Zaten evde Türkçe konuşuyorduk. Araplara da Arapça öğretmeni geliyordu. Ama dışarıda mecburen Fransızca konuşuyorduk. Ortaokul 1. sınıftan sonra Türkiye'ye taşındık. Fransa'daki okulların en büyük farkı, her mahallenin bir okulu ve okullarında da spor salonu var. Salonlarda çok etkinlik olurdu. Voleybol, basketbol, masa tenisi, futsal turnuvaları ve çeşitli organizasyonlar olurdu. Fransa'yı özlüyor musun derseniz, inanın hiç aramıyorum. Ülkemi seviyorum. Bana göre burası dünyanın en güzel yeri.

Doğduğun şehrin meşhur takımı FC Nantes'tan sonra yolun Akyazıspor ile nasıl kesişti?

Futbolla Fransa'da tanıştım. Futbolcu olmak babamın içinde ukde kalmıştı. Bu konuda önümü açtı. Onun emeği çoktur bende. 6 yaşından 12 yaşına kadar FC Nantes altyapısında oynadım ki, o zamanlar gerçekten Avrupa'nın en iyi altyapılarından biriydi. Zordu o kulübün çatısı altına girmek. Babam, 27 yıl sonra Türkiye'ye dönmek istedi. Çünkü artık vatanımızı çok özlemişti. Ama FC Nantes'daki altyapı sorumluları beni bırakmak istemedi. Geleceğimle ilgili planları olduğunu söylediler ama babam yaşım nedeniyle izin vermedi. 12 yaşındayken Türkiye'ye döndüm. Sakarya'da Akyazıspor'da oynamaya başladım.

Akyazıspor'dan şehrin takımı Sakaryaspor'a transferini ve resmi olarak profesyonelliğe geçiş serüvenini anlatır mısın?

Akyazıspor'da oynarken rahmetli hocam Mustafa Kanberler bana o sene Millî Takım için karma seçmelerine gideceğimi söyledi. Bölge karmasına gittim. Orada rahmetli Aykut Yiğit Hoca, orta saha yerine stoper oynattı beni. Beni seçti ve Sakaryaspor'a aldı. Kendisi kulübün de genel menajeriydi. Sakaryaspor o zaman 2. Lig'deydi. O yıl genç takımda oynadım. Okul takımı, Millî Takımlar derken o yıl çok yoğun geçti. A takımla da idmanlara çıkıyordum yavaş yavaş. 15 yaşındaydım o zaman. O yıl takım otobüsü kaza yaptı. Aykut Hoca da orada vefat etti. Allah rahmet eylesin. Sonraki sezon 17 yaşındayken A takımında oynamaya başladım. Coşkun Demirbakan A takıma çıkarmıştı beni.

Yaklaşık 11 sene önce, 2007-2008 sezonunun ardından Antalyaspor ile Spor Toto Süper Lig'e yükselme başarısı gösterdin ve o günden beri bu ligde mücadele ediyorsun. Uzun yıllar bu ligde forma giymek ve her zaman tercih edilen bir futbolcu olmak senin için nasıl bir duygu? Bu istikrarı sürdürebilmek için neler yapıyorsun?

Kader diye bir şey vardır ama insan biraz da çalışarak yolunu belirler. Ben, bir kulağından girsin, diğer kulağından çıksın tarzı bir insan değilim. Gördüğümü öğrenmeye çalışan ve hatalardan ders alan bir insanım. İdmanda da olsa hata yaptığımda onu geriye dönüp düşünebiliyorum, "Böyle yapsaydım daha iyi olurdu" diyebiliyorum. Bir de takım arkadaşlarımı izlerdim. Neyi iyi yapıyorlarsa kendime katmaya çalışırdım. İnsan, her gün hatta her dakika bir şey öğrenebiliyor. Ben buna inanıyorum. Öğrenmenin, gelişmenin yaşı yok. Bunu hâlâ da yapıyorum. "Oldum" dedin mi bırakacaksın. Bu seneki performansıma gelirsek, şimdi 33 yaşına geldim. Bana, "İkinci baharını yaşıyorsun" diyorlar. Aslında ilkbaharı çok yaşamadım. İyi dönemler geçirdiğim zamanlar olmuştu ama bence ilkbaharı daha yeni yaşıyorum. Oynayabildiğim kadar oynamak istiyorum. Burada en kötü şey sakatlık. Allah kimseye vermesin. Çünkü zor bir sakatlık da geçirdim. O da bana çok şey kattı aslında. Karabük'teyken çok iyi bir sezon geçiriyordum. Çapraz bağım koptu. Ama aslında bana çok şey kattı bu sakatlık. Geri gitmedim, daha da ileri gittim diyebilirim.

Geriye dönüp baktığında futbol hayatına Avrupa'da devam etmek ister miydin?

Aslında öyle bir düşüncem olmadı. Belki orada kalsaydım futbolcu olmayabilirdim. Çünkü orada şartlar Türkler için biraz daha zor. Ama çıtayı geçtin mi de her şekilde önün açılıyor. Mesela takım arkadaşım Mevlüt Erdinç hep anlatır. Avrupa'da Türk olarak oynamanın zor olduğunu söyler. Mevlüt bunu başarmış biri.



Karabükspor'un ligde en parlak zamanlarını geçirdiği sezon çok talihsiz bir bağ sakatlığı yaşadın ve sahalardan uzun süre uzak kaldın. Her sezon en az 20 maç oynayan bir oyuncu olarak bu ciddi sakatlıktan dönmek senin için zor oldu mu? Eski formuna dönebilmek için nasıl bir yol izledin?

Karabük'ün de yeri ayrıdır bende. Belki istemeyerek gittiğim bir yer ama hayatımın en güzel zamanlarını geçirdiğim bir şehirdi. Çok mutluydum. Şehir çok küçük ve yapacak hiçbir şey yok. Ama inanılmaz bir arkadaşlık ve aile ortamı vardı. Herkes, herkesi tanıyor. Hatta UEFA Avrupa Ligi'ne gittik o sene. Şehirdeki o ahengi size anlatamam. Ama evet, bu kadar güzel anılarım olsa da kötü hatıralarım da vardı. Çok ciddi bir sakatlık yaşadım. Sakatlandığımda, aynı durumu yaşamış futbolcu abilerimi aradım. Ne yapmam gerektiğini söylediler bana. Ben de onları dinledim. Almanya'da ameliyat oldum ve orada iki buçuk ay kaldım. Ameliyatın ardından bir buçuk ay yürüyemedim. Değneklerle yürümeye çalıştım. Allah kimseye vermesin. Ama günde sabah dört, akşam dört saat çalıştım. 6-7 ay boyunca yapılması gereken her şeyi yaptım. Sonucu da iyi oldu.

Bazen uzun süreli sakatlıklar oyuncuya geriye doğru çekilip yaşadıklarına uzaktan bakabilmek ve bir muhasebe yapabilmek için fırsat verir. Ciddi sakatlıklar sonrasında çok daha iyi biçimde geri dönen oyunculara şahit oluruz. Senin açından da böyle bir dönemin yaşandığını söyleyebilir miyiz?


Gerçekten çok çalışarak bu sakatlığı yendim. Evet, benim tarzımda yaşanan sakatlıklar sonrası çoğu oyuncu futbolu bırakıyor. Ama ben mücadele etmek istedim ve kazanan taraf oldum. Sakatlıktan döndüğümde UEFA maçına çıktım, golü de attım. Hatta Karabük'ün Avrupa tarihindeki ilk golüydü. Rosenborg maçıydı. Korkuyordum o maça çıkarken. Çok çalışarak karşılığını görüyorsun ki ben de o maçta bunu öğrendim. O sakatlık bana onu öğretti.

Karabükspor, Rosenborg'u eleme başarısı gösterdi ancak bir üst turda çok şanssız bir biçimde St. Etienne'e penaltı atışlarıyla kaybetti ve Avrupa Ligi'ne veda etti. Bir şehir takımının Avrupa kupalarındaki ilk golünü atan oyuncu olmak nasıl bir etiket?

Sakatlıktan dönen ve şehrin takımının tarihine geçecek bir gole imza atmak gerçekten gurur verici. Şu anki takım arkadaşım Mevlüt Erdinç de rakip takımda oynuyordu. Karabük için UEFA'da oynamak çok tarihi bir olaydı. Rosenborg'la ilk maçta 0-0 berabere kalmıştık. Oradaki maç da 1-1 bitti. Öyle eledik. St. Etienne ile de sahamızda oynadık ve 1-0 yendik. İkinci maçta da onlar bizi 1-0 yendi. Maç penaltılara gitti. Aslında ilk üç penaltıyı biz attık, onlar da attı. Ama onlar dördüncüyü kaçırdı. Turu atladık derken biz de dört ve beşinci penaltıları kaçırdık. Olmadı. O sezon da küme düştük zaten. UEFA Avrupa Ligi'nde oynayıp da küme düşmek biraz acı bir olay.

Bu noktada şuna da değinmek lâzım... Anadolu takımlarının hem Avrupa hem de lig maçlarını kaldırması zor oluyor sanırım.

Kadro derinliğin yoksa evet, kaldıramayabilirsin. O dönem Karabük'te 25 kişilik kadronun 13-14'ü oynuyordu. İki koldan gidebilecek kadro derinliği lâzım. Olmayınca bu sefer ligde sıkıntı yaşıyorsun ya da Avrupa'da hedef koyamıyorsun.

Kasımpaşa dönemine benzer bir şekilde yarım sezon Sivasspor'da oynadın ve devre arasında Medipol Başakşehir'e transfer oldun. Oynadığın diğer kulüplerle karşılaştırdığında Medipol Başakşehir'in özellikleri nelerdi? Başakşehir kulübünün bugün şampiyonluğun en önemli adayı olmasını o camianın içinde yaşamış biri olarak nasıl anlatırsın?

Başakşehir, her futbolcunun oynaması gereken bir kulüp. Hem saha dışı hem da saha içinde her anlamda mükemmel yönetiliyor. Çok sistemli, düzenli ve disiplinliler. Herkes işini yapıyor. Futbolcu sadece futbol düşünüyor. Hocanın belli bir sistemi var. Şimdi şampiyonluğa oynuyor evet ama oraya gelmek için de belli yollardan geçtiler. İlk sezon ligi dördüncü sırada bitirdiler ki ekstra bir kadroları yoktu. Ertesi sezon kadronun üstüne biraz daha ekleme yaptılar. O sezon da çok iyi geçti. Ertesi sezon biraz daha takviye yaparak kaliteyi daha da arttırdılar. Adım adım, aşama aşama gittiler. Bence o aşamaları çok iyi geçtiler ve şu an şampiyonluğun en büyük adayı onlar. Abdullah Hoca çok disiplinli, işini seven, araştıran ve geliştiren biri. Sahada, gerçekten ne istediğini biliyor. Oyuncu da onu iyi anlıyor. Başakşehir takımına karşı oynamak zordur. Ama bu 4-5 senelik bir çalışmanın ürünü. Orada çok şey öğrendim. İki sezon, futboluma gerçekten çok şey kattı. 29 yaşındayken Başakşehir'e transfer oldum. Ama o yaşa kadar futbolu öğrenmediğimi anladım. Geçmişte çok iyi hocalarla çalıştım. Hepsinin ayrı ayrı katkısı var. Ama Başakşehir çok ayrı bir yer. Gerçekten o yaştan sonra futbolu öğrendim. Belki bu tecrübenin de verdiği bir etkidir ama evet, futbolu o yaştan sonra öğrendim.

Medipol Başakşehir'deki ikinci sezonunda takım şampiyonluk için yarışıyordu. Hem küme düşme mücadelesi veren takımlarda oynamanın hem de şampiyonluk için mücadele eden bir takımda oynamanın tecrübesini yaşamış bir oyuncu olarak bu iki durum arasında nasıl farklar var? Hangi durumda baskıyı daha fazla hissediyordun? Her iki durumda takımın havası nasıl farklılıklar gösteriyordu?

Aslında ikisi de stresli. Ama biri keyifli, diğeri keyifsiz stres. Küme düşmemek için oynamak her zaman çok zordur. Moral olmaz, bir sürü sıkıntı olur. Küme düşmemeye oynuyorsan, o sezon en iyi ihtimalle 4-5 maçta bir kazanıyorsun demektir. Karabük'te 13 hafta kazanamadığımı bilirim. Böyle olunca özgüvenin gidiyor ve moral bozukluğu içerisinde stres dolu günler geçiriyorsun. Genel anlamda bakıldığında işimiz, haftalık. Yani tamamen maç gününe bağlı. Maç kazanıyorsan bir dahaki maça kadar evde de dışarıda da huzurlusun. Ama yeniliyorsan tam tersi. Bunu bilerek yapıyoruz bu işi.

Medipol Başakşehir'de bugünlerde tüm dünyaya adını duyuran Cengiz Ünder ve A Millî Takım'ın önemli isimlerinden İrfan Can Kahveci gibi genç oyuncularla oynadın. Onlara çaylak dönemlerinde ağabeylik yapmak ve gösterdikleri gelişime birebir tanıklık etmiş olmak sana nasıl hissettiriyor? Bu oyuncularla ilgili neler söylersin?

Cengiz'le gurur duyuyorum. Ülke olarak da gurur duyuyoruz kendisiyle. Helâl olsun. Kampa geldiğinde 19 yaşındaydı ve ilk idmanına çıktığında inanılmaz şeyler yaptı. Gol atıyor, topu alıyor, harika dönüşler yapıyordu. Geleceği için çok doğru bir kulübe gelmişti. Kötü oynadığı zamanlar da oldu ama hocalar da ısrar etti. İnanılmaz yetenekli. Sonuca çok etki ediyor. Daha iyi yerlere geleceğine inanıyorum. İrfan da aynı şekilde. Çok yetenekli ve iyi bir oyuncu. Hele ki bu sezon iyi oynuyor. Bence iki sene içinde Avrupa'da görürüz onu.

Şu an Antalyaspor'da da Fehmi Koç, Harun Alpsoy, Doğukan Sinik gibi geleceği parlak genç futbolcular var. Takımdaki tecrübeli oyuncuların gençlerle nasıl bir ilişkisi var? Sen bu oyuncuların geçtiği yollardan geçmiş bir futbolcu olarak onlara mentörlük yapıyor musun? Bu oyuncuların geleceği hakkında neler söylersin?

Fehmi yeni katıldı aramıza. Çok güzel bir unvan aldı. Ligde forma giyen en genç oyuncu oldu. Bu yaşta unvanı aldı ama bundan sonrası da önemli. Sonuçta bu seviyede olmak onlar için bir avantaj. Biraz önce de dediğim gibi. her dakika bir şey öğrenebilirler. Ülke futbolunda genç futbolcuya ihtiyacımız var. Şu dönemde gerçekten oynayabiliyorsan önün o kadar açık ki. Cengiz'in örneğini verdik; Altınordu'da bir sene, Başakşehir'de bir sene ve Roma. Bu kadar basit aslında. Yani her şey onların elinde. Öğrenmek de gelişmek de. Bu potansiyel var hepsinde.

Teknik özellikleri gelişmiş bir oyuncusun ancak pek çok futbolsevere göre yeteneklerinle kıyaslandığında gelmen gereken noktalara ulaşamadın. Bu görüşe katılıyor musun? Geriye baktığında neleri daha iyi veya daha fazla yapabilseydin bugün çok daha farklı bir Hakan Özmert olabileceğini düşünüyorsun?

Daha fazla neler yapabilseydim derken, aslında yapabileceklerimi yapıyorum. Gençlik zamanlarımda oyun olarak biraz istikrarsızlık vardı. Şu an maça psikolojik olarak bir hafta öncesinden hazırlanıyorum. Biliyorum ne yapmam gerektiğini. Dedim ya; 30 yaşına kadar belki de futbolu bilmeden oynamışız. Şu an bilerek oynuyor, nerede duracağımızı ve ne yapacağımızı biliyoruz. 21'li yaşlarımda forma giyerken 27 lig maçında oynadım. Bu kadar maçta forma giymek iyi bir sayı. Ama sezon sonuna geldiğimizde Anadolu takımları dışında isteyen yoktu beni. Çünkü büyük takımlarda gerçekten iyi oyuncular oynuyordu o zaman. Büyük takıma gitmek kolay değildi. Şimdi ise 10-15 maç oynayan, 5-6 maçta gol atan oyuncular hemen büyük takıma gidebiliyor. Şimdi çok kolay. Çünkü genç oyuncu yok. Bizim zamanımızda üç yabancı, sekiz de yerli futbolcu oynuyordu. Seçenek çoktu ki büyük takımda oynayan yerli oyuncular Millî Takım'a gidiyordu. Başarı da ortadaydı. Şimdi gençlerin önü çok açık. Gerçekten bu zamanı değerlendirirlerse hayal edemeyecekleri yere gelirler.

Antalyaspor'da takım olarak ligin ilk yarısında çok başarılı bir performans gösterdiniz ve ilk dörde girmek için çok yüksek bir şansınız var. Ligin ilk yarısının değerlendirmesiyle beraber Antalyaspor'un bu sezonki hedeflerinden bahseder misin? Gelecek sezon Avrupa kupalarında mücadele etme hayaliniz var mı?

Çok iyi karakterli ve sağlam bir takımımız var. İlk yarıda alınan 27 puan oldukça iyi bir puan. Ama bu bizi kandırmasın ve rehavete sürüklemesin. Çünkü ikinci yarılar her zaman zordur. Bunu yıllardır yaşıyorum. Çünkü tüm takımlar ikinci yarıda dönüşü olmayan maçlar oynayacak. Kimi küme düşmemeye kimi şampiyonluğa kimi de UEFA'ya oynayacak. Eksik olan yerlerine transfer yapıyorlar. Biz hafta hafta bakıyoruz. Kazandıkça hedefimiz kendini belirleyecek.

Sezonun şampiyonluk yarışını nasıl değerlendiriyorsun?

Şampiyonluk yarışında bence Başakşehir önde gibi görünüyor. Hatta yarışta tek başına şu an. Eğer geçmişteki hataları yapmazlarsa ve yaptıkları hatalardan ders alırlarsa şampiyon olmaları büyük bir ihtimal.

Ligimizde bu sezon uygulanmaya başlanan VAR sistemi hakkındaki görüşlerin neler?

İşin sonucuna baktığınızda çok faydalı bir uygulama olduğunu düşünüyorum. Ama futbolun doğasına uygun olmayan yanları da var. Yani gol atıyorsun, tam sevineceksin, hakem VAR'a gidecek diye sevinemiyorsun. Kısacası futbolun doğallığı kalktı ortadan. Yani maçın heyecanını, sevincini ve üzüntüsünü biraz etkiledi. Ama kararlara bakıldığında yüzde 90'dan fazla doğru karar verildiğini görüyorum. Gerçekten de ligimizde gerekliymiş. Goller iptal edildi. Gol atan takım seviniyor, gol yiyen takım üzülüyor. Ama iptal edildiğinde golü yiyen takıma ekstra bir motivasyon oluyor. Belki dışarıdan bunu izleyiciler anlamıyor ama saha içinde ben bunu hissediyorum.

Belki senin için erken bir soru ama aktif futbol hayatını ne zaman sonlandırmayı düşünüyorsun? Futbolu bıraktıktan sonra antrenörlük planların dâhilinde mi yoksa farklı bir yola izlemek mi istiyorsun?

Oynayabileceğim kadar oynamak istiyorum. Tabiî antrenörlük de yapmak istiyorum. Sonuçta bu mesleği yapıyorum. Antrenörlük, çok başka bir şey. Yaptığımız hataları, gördüğümüz şeyleri insanlara aktarabilmek, onlara gelişim sağlayabilmek için antrenör olmak istiyorum.



Geri
İleri
Site İçi Arama
Detaylı Arama
 
 
 

İletişim | Site Haritası | Kopya Hakları | Kullanım Şartları | Sponsorlar
Tüm hakları Türkiye Futbol Federasyonu'na aittir.