TamSaha 263. Sayı / Ekim 2026
117 İ lhan’ın yanında bir ba ş ka görüntü daha turnuvanın hâfızasına yerle ş mi ş ti: Ümit Davala’nın ba ş ının iki yanını oldukça kısa kestirip ortadaki saçları yukarı do ğ ru bıraktı ğ ı ‘mohawk’ı. Yıllarca sıra dı ş ı bir imaj tercihi gibi görünen o saç modeli- nin arkasından çok sonra daha ilginç bir hikâye çıktı. Davala, turnuvaya uzun saçlarla ba ş ladı ğ ını, saçını daha sonra de ğ i ş tirdi ğ ini ve yeni görüntüsünün ardından Kosta Rika kar ş ıla ş masında ilk 11’e girdi ğ ini anlatacaktı. Kendi yorumu daha da çarpıcıydı: “O saç stili bana ilk 11’i getirdi.” Davala’nın bunu biraz esprili bir dille söyledi ğ i açık. Elbette Ş enol Güne ş ’in takım seçimini bir saç modeline ba ğ ladı ğ ını dü ş ünemeyiz. Ama yeni görüntüsüyle ilk 11’e girmesi, Davala’nın yıllar sonra o günleri böyle hatırlama- sına güzel bir malzeme vermi ş ti. Belki yeni saç yeni bir ba ş langıçtı, belki yalnızca güzel bir tesadüf. Ama futbolda u ğ ur dedi ğ imiz ş eylerin ço ğ u zaten biraz böyle de ğ il midir? Davala’nın o günlerde Th e Guardian’a anlattı ğ ına göre mohawk fikrinin kayna ğ ı David Beckhamde ğ il, Alman futbolcu Christian Ziege’ydi. Fakat birkaç hafta içinde o görüntü artık Ziege’yi de ğ il Davala’yı anlatıyordu. Japonya kar ş ısındaki son 16 maçını Davala’nın golüyle kazanan Türkiye, Senegal’i ise İ lhan Mansız’ın altın golüyle geçti. Biri ortaladı, di ğ eri bitirdi; Türkiye’yi yarı finale ta ş ıyan gol, turnuvanın iki unutulmaz saç siluetini aynı anda hâfızaya kazıdı. İ lhan’ın tepede topladı ğ ı uzun siyah saçlarıyla Ümit’in ‘mohawk’ı, bronz madalyalı takımın formasına e ş lik eden iki unutulmaz siluet olarak kaldı. Aynı takımın di ğ er saçı Carlos Valderrama’yı yalnızca sarı Kolombiya formasıyla dü ş ünmek zordur. Çünkü formasının üzerinde ba ş ka bir sarı daha vardı: Ba ş ını neredeyse bir hâle gibi çevreleyen devasa, sarı ve kıvırcık saçları. Yıllarca Valderrama’nın futbol kimli ğ inin ayrılmaz parçası olarak görülen o saçların de ğ erinin ne kadar büyük oldu ğ unu Kolombiyalı yıldız yıllar sonra anlattı. Valderrama’nın açıklamasına göre ABD’de düzenlenen 1994 Dünya Kupası öncesinde bir marka, saçlarını kestirmesi kar ş ılı ğ ında ona iki milyon dolar teklif etmi ş ti. Kabul etmedi. Mesele yalnızca para de ğ ildi. Val- derrama hayatına ve görüntüsüne ili ş kin kararı kendisinin verece ğ ini, saçının kendi hikâyesinin bir par- çası oldu ğ unu dü ş ünüyordu. Belki de bu dosyanın tamamını tek cümlede anlatabilecek dü ş ünce burada saklı: İ nsan isterse, saç kendi hikâyesinin en önemli parçalarından birine dönü ş ebilir. Valderrama’nın durumunda görüntü ile futbolcu arasındaki ba ğ o kadar güçlüydü ki o devasa sarı kıvırcık saçları ortadan kaldırdı ğ ı- nızda geriye aynı futbolcu kalacak olsa bile, zihnimizdeki Valder- rama’nın bir parçası eksilecekti. İ ki milyon dolara bile de ğ i ş meyen saç René Higuita’da mesele bundan bile ileri gitti. Kolombiyalı kalecinin omuzlarına kadar uzanan siyah ve kıvırcık saçları, onun “El Loco” (Çılgın) laka- bıyla anılan sıra dı ş ı ki ş ili ğ inin ayrılmaz parçasıydı. Kaleyi terk edip orta sahaya kadar çıkan, Wem- bley’de İ ngiltere kar ş ısında “akrep vuru ş u” yapan bir kalecinin sıradan bir görüntüsü olması zaten beklenemezdi. Ancak Higuita 1993’te cezaevine girdi ğ inde saç meselesi beklenmedik biçimde ciddile ş ti. Cezaevinde saçlarının kesilmesi gündeme gelince Higuita buna kar ş ı çıktı. Avukatı, saçlarının onun ki ş ili ğ i, performansı ve imajının temel bir unsuru oldu ğ unu savundu. Bir futbolcunun saçlarının böylesine ciddi bir tartı ş - manın konusu olması, meseleyi çoktan estetikten çıkarmı ş tı. Higuita yakla ş ık yedi ay cezaevinde kaldı ama saçlarını kestirmedi. Valderrama milyonlar kar ş ılı ğ ında saçından vazgeçmedi. Higuita ise saçından vazgeçmemek içinmücadele etti. İ kisinde de ortak olan ş ey aynıydı: Aynaya baktıkla- rında kar ş ıla ş tıkları insanın bir bölümünü saçlarında görüyorlardı. Fakat bazıları için saç, bireysel bir kimli ğ in de ötesine geçip kültürel ve toplumsal bir anlam ta ş ıyacaktı. Saçını savunmak Ruud Gullit’in Bob Marley’i hatırlatan, omuzlarından a ş a ğ ı uzanan kalın örgülü saçları ba ş ka bir hikâye anlatıyordu. 1980’lerin sonlarında Gullit yalnızca dünyanın en iyi fut- bolcularından biri de ğ ildi; görünü ş üyle de ça ğ ının en kolay tanınan sporcuların- dandı. Ancak o uzun örgüle- rin arkasında yalnızca moda bulunmuyordu. Gullit yıllar sonra reggae müzi ğ inin, Güney Afrika’daki apartheid sistemi ve bu sis- teme kar ş ı yürütülenmüca- dele hakkında daha fazla bilgi edinmesinde etkili oldu ğ unu anlatacaktı. Apartheid, Güney Afrika’da ırk ayrımını yasa- larla kurumsalla ş tıran ve siyah nüfusun temel hakla- rını ciddi biçimde sınırlayan yönetim sistemiydi. Gullit’in Bob Marley’i hatırla- tan örgülü saçları ise reggae kültürüyle kurdu ğ u ba ğ ın görünür unsurlarından biri hâline gelmi ş ti. 1987’de Ballon d’Or’u kazandı- ğ ında ödülünü o sırada hapiste bulunan Nelson Mandela’ya adadı. Saç burada ba ş ka bir ş eye dö- nü ş üyordu: Bir futbolcunun dünyaya bakı ş ının i ş aretine. Bir müzik tarzı politik bilince, politik bilinç de futbolcunun görüntüsüne ba ğ lanabili- yordu. Gullit’in uzun örgüleri artık yalnızca onu tanımamızı sa ğ lamıyordu. Onun kim oldu ğ unu da anlatıyordu. Gullit’in saçlarında reggae vardı 116
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MTc5NTM3Mg==