TamSaha 259. Sayı / Haziran 2026

soruyor ve bunun bir ş aka oldu ğ unu dü ş ünüyorlardı. Ancak genç teknik direktörün oyuncuları cevabı sahada hemen verdi. Mainz, onun yöneti- minde çıktı ğ ı ilk yedi maçın altısını kazanarak ligde kalmayı mucizevî bir ş ekilde garantiledi. Bu erken ba ş arıda, Jürgen’in futbol oynarken spor bilim- leri okumu ş olmasının ve “Ko ş u yolla- rını zihnimize kazıdı, bu benim için bir aydınlanmaydı.” dedi ğ i eski antrenörü Wolfgang Frank’ın felsefesini benim- semesinin payı büyüktü. Doksanlı yıllarda profesyonelken antrenman öncesi susuz tuz tabletleri verilen o ilkel metotların aksine Frank, taktik ve antrenmanmetodolojisinde devrim yapmı ş tı. Frank’tan aldı ğ ı mirasla sis- tem sayesinde kendilerinden çok daha iyi olan takımlara kar ş ı küçük adım- larla (maç maç bakarak) galip gelme becerisini geli ş tiren Klopp, takımdaki geçi ş sürecini de ş u sözlerle özetli- yordu: “Birçok alanda zaten istemeden de olsa patron bendim. E ğ er çocuklar yeterince ko ş muyorsa üzerimde hâlâ forma varken bunu onlara söylerdim. En tuhafı, soyunma odasından ta ş ın- mak zorunda kalmamve artık Jürgen Kramny ile aynı odayı payla ş mıyor olmamdı.” Almanların “Menschenfänger” (insanları kendine çeken ki ş i) dedi ğ i karizmasıyla ilk tam sezonunda (2001-2002) hârika bir kadro kuran genç teknik direktör, 30 hafta boyunca dördüncü sıranın 10 puan önünde ol- masına ra ğ men son gün Union Berlin kar ş ısında u ğ ranan ş anssız yenilgiyle (82’nci dakikada 1-1 olanmaçın son anlarında yenen iki golle) Bundesliga biletini trajik bir ş ekilde kaybetti. Ha- yatının en kötü yenilgi gecesinde bol içki içip a ğ ladıktan sonra ertesi sabah, “Çok iyiydik, biraz pozitif olalım, gele- cek yıl ba ş arırız.” diyerek iyimserli ğ ini korudu. Ertesi yıl, 2002-2003 sezo- nunda son haftaya Eintracht Frankfurt ile aynı puanda girdiler. Maçların son 10 dakikasına girildi ğ inde Mainz 4-0 öndeydi ancak Frankfurt uzatmalarda buldu ğ u gollerle averaj farkıyla (tek bir gol fazlasıyla) üst lige çıktı; Mainz yine gözya ş larına bo ğ uldu. Futbol tanrıları- nın kendisiyle bir deney yürüttü ğ ünü hisseden Klopp, taraftarların önüne çıkıp “Bu dünyada iki veya üç kez dü ş üp daha güçlü aya ğ a kalkabilecek tek kulüpMainz’dır.” diyerek bir ş ehrin zihniyetini de ğ i ş tirdi. Nitekimüçüncü sezonunda (2003-2004) Gegenpres- sing taktikleriyle takımını yeniden aya ğ a kaldırarakMainz 05’i tarihinde ilk kez Bundesliga’ya çıkardı. Ligin en dü ş ük bütçesi ve en küçük stadyu- muyla elde edilen bu tarihî zafer, Klopp’un ş ehirdeki popülaritesini ş u renkli ifadesiyle özetlemesini sa ğ lı- yordu: “Mainz’da ş ehrin ortasına pis- lesembile herkes ‘Hârikasın Kloppo!’ der.” İ lk yılında Bundesliga’ya çıksalar kesinlikle sa ğ lambir darbe alıp geri dü ş eceklerini bilen bilge hoca, geli ş i- min adım adım ilerlemesi gerekti ğ ine inanıyordu. Üç yıl en üst ligde kaldık- tan sonra takımküme dü ş tü ğ ünde bile kulüpte kalan ancak 2008’de takımı yeniden çıkaramayınca istifa eden Klopp, arkasında bir tarih bıraka- rak Borussia Dortmund’un ba ş ına geçmek üzere Bundesliga sahnesine dev adımlarla geri dönüyordu. Sarı Duvar’da bir metalci Mayıs 2008’de Borussia Dortmund’un kapısından içeri giren Jürgen Klopp için Th omas Doll yönetiminde hayal kırıklı ğ ı yaratan bir sezonu 13’üncü sırada tamamlayan, mâlî krizlerin ve kimlik kaybının e ş i ğ indeki takım biçilmi ş kaftandı. Göreve gelir gelmez, 2008 Almanya Süper Kupası’nda Bayern Münih’i devirerek kulübe ilk kupasını kazandıran teknik direktör, Dortmund taraftarına kaybettikleri büyük inancı jet hızıyla geri verdi. Onun Dortmund’daki felsefesi netti: Sahada ko ş mayan, pres yapmayan ve topu kaybetti ğ i an rakibin bo ğ azına yapı ş mayan hiç kimse kadroda yer bulamazdı. İ lk yılında (2008-2009) ta- kımı evinde nama ğ lup tutarak altıncı sıraya yerle ş tiren Klopp, me ş hur Ruhr derbisinde Schalke kar ş ısında 3-0 ge- riden gelip 3-3’ü yakaladıkları geri dö- nü ş le tohumları ekmi ş ti. Ertesi sezon (2009-2010), “Per ş embe geceleri evde koltukta oturup izlemek yerine, bir Avrupa sahasına çıkmak istiyorum.” diyerek yüksek pres ve hızlı hücum odaklı tarzıyla, Lucas Barrios’un 19 gollük katkısıyla Dortmund’u be ş inci sıraya ta ş ıdı ve yedi yıl aradan sonra Avrupa kupaları vizesini aldı. Dortmund’unme ş hur “Sarı Duvar” (Südtribüne) tribünü, kulübede her golden sonra havaya zıplayan, ş apka- sını fırlatan ve oyuncularıyla adeta tek bir gövde gibi sevinen bu çılgın teknik direktörde kendi ruhunu görmü ş tü. Klopp, Westfalen’in endüstriyel, i ş çi sı- nıfı kökenlerine sadık kalarak sahada sahnelenen oyunu ş u kelimelerle ta- nımlıyordu: “ArsèneWenger’in takım- ları topa sahip olmayı sever, bu bir orkestramüzi ğ i gibidir ama sessizdir. Bense Heavy Metal futbolunu seviyo- rum. Sahnede her zaman bir gürültü, bir patlama ve yüksek bir ritim olmalı.” Klopp’un oyuncularını motive etmek için kullandı ğ ı me ş hur sinematik hikâyeler, insan yönetiminin en e ğ len- celi ve sıra dı ş ı parçalarıyla doluydu. 2011 yılındaki kritik Bayern Münih maçı öncesinde, Dortmund yakla ş ık 20 yıldır Münih’te kazanamamı ş ken oyuncularını otelde topladı. Bütün ı ş ıkları kapattı ve ekranda Rocky IV filminden sahneler oynatmaya ba ş ladı. Bilim insanlarına ve dev bilgisayar monitörlerine ba ğ lı olarak kusursuz teknolojiyle çalı ş an Ivan Drago’yu gös- terip, “Görüyorsunuz de ğ il mi? Bayern Münih, Ivan Drago’dur. Her ş eyin en iyisine, en iyi makinelere sahipler ve durdurulamazlar!” dedi. Sonra Si- birya’daki küçük ah ş ap kulübesinde, karların içinde kütük ta ş ıyan ve çam a ğ açlarını kesen Rocky Balboa’yı göstererek ba ğ ırdı: “ İş te o biziz. Biz Rocky’yiz. Daha küçü ğ üz ama tutku- muz var, bir ş ampiyonun kalbine sahibiz ve imkansızı ba ş arabiliriz!” Konu ş masını bitirip oyuncularının sandalyelerin üzerine fırlamasını bek- lerken odadaki herkesin ölü gözlerle, bo ş ifadelerle kendisine baktı ğ ını gördü. Ş a ş kınlıkla “Aranızda Rocky Balboa’nın kim oldu ğ unu bilenler el kaldırsın.” dedi ğ inde 18 ki ş ilik kadro- dan sadece iki el (Sebastian Kehl ve Patrick Owomoyela) havaya kalktı. 80’lerin sonundaki bu filmi 90’larda do ğ an çocukların bilmedi ğ ini o an fark eden Klopp, kendi deyimiyle “tama- men zırvaladı ğ ını” anlayıp gülerek konu ş masına en ba ş tan ba ş lamak zorunda kaldı. Sonuçları zamanla birbirine karı ş tıran hoca için önemli olan kupalar de ğ il, çocuklarla ya ş anan bu unutulmaz insanî anılardı; nitekim o maçı Münih’te 3-1 kazanarak tarihî bir zafere imza attılar. 2010-2011 sezonu, Klopp’un Heavy Metal ihtilalinin tümAlmanya’yı sarstı ğ ı tarihî bir sene oldu. Ligin açılı ş maçında Bayer Leverkusen’e 2-0 kay- bedilenmaçın ardından Dortmund, sonraki süreçte hârika galibiyet seri- leri yakalayarak fırtına gibi esti. Mats Hummels, Neven Suboti ć , Nuri Ş ahin, Mario Götze, Shinji Kagawa ve Robert Lewandowski gibi genç yıldızlardan olu ş an bu dinamik kadro, 30 Nisan 2011 günü Nürnberg’i 2-0 yenerek bi- time iki hafta kala 2010-2011 Bundes- liga ş ampiyonlu ğ unu, kulüp tarihinin yedinci zaferini ilân etti. Klopp’un Dortmund’u, Bundesliga tarihinin ş ampiyonlu ğ a ula ş an en genç takımı ünvanıyla man ş etleri süslüyordu. Ancak bu sadece ba ş langıçtı. Ertesi sezon, yani 2011-2012 yılında ünvanla- rını kusursuz bir ş ekilde koruyarak topladıkları 81 puan, o dönemBundes- liga tarihinin en yüksek puan rekoru olarak kayıtlara geçti. Sezonun ikinci yarısında kazanılan 47 puan ve yaka- lanan 28 maçlık yenilmezlik serisi, Alman futbolunun tek bir sezonda gördü ğ ü en etkili yerel dominasyon- lardan biriydi. 12 Mayıs 2012’deki Almanya Kupası finalinde Bayern Münih’i 5-2 gibi tarihî bir skorla hezimete u ğ ratarak kulüp tarihinin ilk yerel çifte kupasını kazandıran Alman teknik direktör, bu ba ş arıyı “Hayal edebilece ğ imden bile çok daha iyi.” sözleriyle tanımlıyordu. İ lk teknik direktörlük tecrübesini Mainz’da ya ş adı. Dortmund’daki zaferleriyle kendine dünyaya kanıtladı... 164 165

RkJQdWJsaXNoZXIy MTc5NTM3Mg==