TamSaha 258. Sayı / Mayıs 2026
mal süresi 0-0 bitmi ş , uzatmaların ba ş ında Gheorghe Hagi’nin kırmızı kart görmesiyle Galatasaray sahada 10 ki ş i kalmı ş tı. O dakikadan itiba- ren kaledeki eldivenin omuzlarına binen yük artık tonlarla ölçülü- yordu. Uzatmalara geçilip 108’inci dakikaya ula ş ıldı ğ ında sa ğ taraftan Ljungberg’in kesti ğ i kavisli orta geldi ve Th ierry Henry, Ta ff arel’in tambe ş adımönünden ölümcül kafa vuru ş unu yaptı. Parken’deki on binlerce ki ş i ve Türkiye’deki mil- yonlar için zaman o saniyede durmu ş tu. Ta ff arel adeta havada asılı kaldı. Sa ğ elini kö ş eye uzattı ve topu tam çizgiden tokatladı. Yıllar sonra bu pozisyonu anlatırken Henry ile bir “dü ş ünce birli ğ i” kurdu ğ unu söyle- yecek, “E ğ er topu yere vursaydı kurtarmam imkânsızdı… O uza ğ a vurdu, ben de oraya uzandım.” di- yerek yine dervi ş ane tevazuya sı ğ ınacaktı. Henry’nin o kurtarı ş tan sonra ellerini ba ş ına götürüp donup kaldı ğ ı kare, kupanın aslında o an kazanıldı ğ ının resmiydi. Maç penaltılara gitti ğ inde, stad- yumdaki herkesin ve ekran ba ş ın- daki milyonların aklına Ta ff arel’in 1994 Dünya Kupası finalindeki efsanevî anları geldi. Penaltı atı ş la- rında topun ba ş ına geçen Davor Suker ve Patrick Vieira, kar ş ılarında gülen ama bir o kadar da devle ş en sarı ş ın adamı gördüklerinde, me ş - hur penaltı karnesinin yarattı ğ ı manevî baskıyı en derinden hisset- tiler. Toplar direklere ni ş anlanırken kaledeki varlı ğ ıyla kupayı elleriyle de ğ il, yaydı ğ ı sarsılmaz özgüvenle Türkiye’ye getirmi ş ti. Popescu’nun son penaltısı a ğ larla bulu ş tu ğ unda, sahanın ortasında gözya ş ları içinde ko ş an ve “Maçın Oyuncusu” seçilen Ta ff arel için bu zafer, 1994'te Bre- zilya ile kaldırdı ğ ı Dünya Kupası kadar kutsaldı. 2000 UEFA Süper Kupası’nda Real Madrid’i de dize getiren kadronun kalesinde yine Brezilyalı eldiven vardı. Kulüp kari- yerindeki en parıltılı sayfa kapanır- ken, bu toprakların evlâdı gibi görülüyordu. Otoban kenarındaki jübile 2001 yılının sıcak bir yaz gününde, Galatasaray formasıyla kazandı ğ ı altı kupanın onuruyla İ stanbul’dan ayrılan Ta ff arel için profesyonel ha- yatın son virajı, Avrupa’da ba ş ladı ğ ı yerdi; Parma. İ kinci döneminde Sebastien Frey’in yede ğ i olarak beklerken bile dervi ş ane sabrından hiçbir ş ey kaybetmemi ş ti. 2002’de Juventus’a kar ş ı kazanılan İ talya Kupası finalinde kaleye geçti ğ inde, sanki hiç ara vermemi ş gibi yine kupayı elleriyle kavrıyordu. Ancak 37 ya ş ına merdiven dayadı ğ ında, dan daha rafineydi; degajları birer savunma refleksi de ğ il, 60metre öteye adrese teslimgönderilen ölümcül kontratak ba ş langıçlarıydı. Yıldız kaleci için Türkiye’deki ilk aylar, sadece alkı ş larla geçmedi. Brezilya kalecilerine kar ş ı olan “gü- venilmez” ve “yan toplarda zayıf” önyargısı, 1.82’lik boyuyla birle ş ince bazı çatlak seslerin çıkmasına neden olmu ş tu. Fakat o, her ele ş ti- riye dervi ş ane bir sabırla ve me ş hur maç sonu “Çok güzel, çok güzel” açıklamalarıyla kar ş ılık verdi. 1998-1999 sezonu ba ş ladı ğ ında savunmayı bir satranç ustası gibi yöneten bir beyin vardı. Popescu ve Bülent ile kurdu ğ u kusursuz hat, Galatasaray savunmasını a ş ılması zor bir kale hâline getiriyordu. O sezon kazanılan çifte kupa, bu “sarı ş ın dervi ş in” sistemin eksik di ş lisini tamamladı ğ ının tesciliydi. Ülkeyi sarsan 17 A ğ ustos 1999 dep- remgecesi zemin kattaki evinde sarsıntıyla uyanan, çocuklarına sarılıp kendini dı ş arı atan Brezilyalı, günlerce Florya’daki tesislerin bah- çesinde, ş i ş me bir çocuk havuzu- nun içine yatak sererek uyumu ş tu. Bir yanda dünya ş ampiyonlu ğ u apoleti, di ğ er yanda ş i ş me havuzda yatan bir aile babası... Depremin neden oldu ğ u a ğ ır travma altında kalesine geçti ğ inde, gösterdi ğ i performansla sadece kalesine gelen ş utları kurtarmakla kalmıyor, bir camianın umudunu da kurtarı- yordu. Güler yüzü ve pozitifli ğ iyle takım arkada ş ları üzerinde yarat- tı ğ ı olumlu hava, yakın zamanda meyvesini Avrupa’da da verecekti. Kopenhag’da sarsılmaz bir kale 1999 yılının sonbaharında Ş ampi- yonlar Ligi’nde Milan’a kar ş ı kaza- nılanmucizevî 3-2’lik zafer, Ta ff arel’in kaledeki liderli ğ inin zirve noktalarından biriydi. O gece Ali Sami Yen’in çimleri üzerinde gös- terdi ğ i so ğ ukkanlılık, Galatasaray’ın UEFA Kupası yoluna sapmasındaki en büyük etkendi. Ta ff arel kalede takımın en büyük “sigortasıydı.” Bologna, Borussia Dortmund, Mal- lorca ve Leeds Unitedmaçlarında sergiledi ğ i performansla takımın kupa yürüyü ş üne büyük katkı sa ğ - ladı. Dortmund deplasmanında her yerin Galatasaray bayraklarıyla do- natıldı ğ ını gördü ğ ünde, “Bir saniye, Dortmund sarı giyiyor ama her yer Türk dolu, biz mi forma de ğ i ş tir- dik?” diyecek kadar ş a ş ırmı ş , o an sahadaki herkesin arkasında bir ulusun oldu ğ unu iliklerine kadar hissetmi ş ti. 17 Mayıs 2000 gecesi Danimar- ka’nın Parken Stadyumu, Türk futbol tarihinin o güne kadarki en büyük sınavına ev sahipli ğ i yapıyordu. Rakip, ba ş ında Arsene Wenger’in bulundu ğ u; Th ierry Henry, Dennis Bergkamp, Patrick Vieira ve Marc Overmars gibi dünya yıldızlarıyla Arsenal’di. Maçın nor- Galatasaray, 2000 yılının Mayıs ayında Kopenhag’ın Parken Stadyumu’nda UEFA Kupası’nı kazanırkenmaçın oyuncusu seçilen Ta ff arel, seri penaltı atı ş larının ardından arkada ş ları tarafından da böyle ödüllendiriliyordu. 82 83 Kalecili ğ i sadece “ ş ut kurtarmak” sanan bu topraklar, Ta ff arel ile kalecinin aslında “takımın gizli oyun kurucusu” oldu ğ unu gördü.
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MTc5NTM3Mg==