TamSaha 258. Sayı / Mayıs 2026

di ğ i omistik anda, tümBrezilya’nın umuduydu. İ talya’nın penaltı ustası Daniele Massaro topun ba ş ına gel- di ğ inde, Ta ff arel’in voleybol sahala- rındanmiras kalan bacak gücü ve sezgisi devreye girdi. Sa ğ ına uzanıp topu çeldi ğ inde, Rose Bowl’da samba davulları çalmaya ba ş la- mı ş tı. Son penaltıda Roberto Bag- gio, kar ş ısına gelip topun ba ş ına geçti ğ inde, Ta ff arel onun kaçıraca- ğ ını o an kalbinde hissetti ğ ini söyleyecekti. Baggio topu dı ş arı vurdu ğ unda, efsane kaleci dizleri- nin üzerine çöktü, gö ğ sündeki üç yıldızlı formaya dördüncü yıldızı elleriyle i ş lemi ş ti. Gazeteler “Aziz Ta ff arel” ba ş lıkları atıyor, Brezilya Devlet Ba ş kanı onu millî kahraman ilân ediyordu. 1995’te Atletico Mineiro formasıyla ülkesine döndü ğ ünde, kalbi kırık ama ba ş ı dikti. 1997’de kazandı ğ ı Copa America ve Copa CONMEBOL zaferleri, onun hâlâ ülkenin en iyisi oldu ğ unun kanıtıydı. 1998 Dünya Kupası sırasında gelen bir transfer teklifi, onun hayatının üçüncü ve en büyük perdesini, İ stanbul masalını ba ş latacaktı. Paris’ten Florya’ya 1998 yılının Temmuz ayı, Türk fut- bolu için bir kırılma noktasının habercisiydi. Fransa’daki Dünya Kupası’nda Brezilya formasıyla kalesinde devle ş en, yarı finalde Hollanda’nın hayallerini penaltı atı ş larında tek eliyle yıkan Claudio Ta ff arel, finalde Fransa’ya kaybet- menin hüznünü henüz üzerinden atamamı ş ken bavulunu İ stanbul için topluyordu. Fatih Terim’in Gala- tasaray’ında eksik olan tek bir ş ey vardı; kalede bir lider. O güne kadar Türkiye’ye gelen yabancı kaleciler genellikle “kariyerinin son demle- rinde” olan isimlerdi ancak Ta ff arel, taze bir Dünya Kupası finalisti olarak İ stanbul’a ayak basıyordu. Transfer süreci, Galatasaray yöneti- cisi Ali Dürüst’ün Paris’teki görü ş - mede Ta ff arel’in e ş i Andreia’yı iknâ etmesiyle sonuçlanmı ş tı. Andre- ia’nın İ stanbul’daki sosyal imkan- ları ve Florya’nın ye ş il dokusunu onaylaması, Ta ff arel için “tamam” demekten daha fazlası olmu ş tu. Brezilyalı kaleci Florya Metin Oktay Tesisleri’nden içeri girdi ğ i ilk gün, o zamana kadar görülen “yıldız futbolcu” imajını kökünden sarstı. Altında lüks bir araç bekleyenlerin kar ş ısına, mahallenin çocu ğ u gibi pedal çevirerek, bisikletiyle çıkan bir dünya ş ampiyonu vardı. Tesis- lere bisikletle gidip gelmesi hayata ve i ş ine olanmütevazî yakla ş ımının sessiz bir beyanıydı. Antrenman sahasına adım attı ğ ı anda, sanki yıllardır takımın bir parçasıymı ş gibi 5’e 2 pas grubuna daldı ğ ında, Okan Buruk’tan Bülent Korkmaz’a kadar herkesin yüzünde aynı ş a ş - kınlık vardı. O güne kadar kalecili ğ i sadece “ ş ut kurtarmak” sanan bu topraklar, Ta ff arel ile kalecinin as- lında “takımın gizli oyun kurucusu” oldu ğ unu gördü. Top tekni ğ i, saha- daki birçok orta saha oyuncusun- İ talya’daki yabancı kaleci Genç Brezilyalı, modern Serie A ta- rihinde kalede duran ilk yabancı olarakme ş hur üç direk arasına yerle ş ti ğ inde, arkasındaki güç Par- ma’nın sahibi olan Parmalat devinin patronu Calisto Tanzi’ydi. Tanzi, ünlü eldiveni Brezilya pazarına girmek için kusursuz bir “reklam yüzü” olarak transfer etmi ş ti. Temiz yüzlü, sarı ş ın, disiplinli ve dindar bu çocuk, süt ve peynir reklamları için biçilmi ş kaftandı. Genç Brezilyalının hedefiyse İ talyan forvetlere geçit vermemekti. Nevio Scala yönetimindeki Par- ma’da ilk sezonunda 34maçın ta- mamında forma giyerek takımın ligi altıncı sırada bitirip UEFA Kupası vi- zesi almasında büyük katkı sa ğ ladı. “Reklam için geldi.” diyenlere cevabı sahadaki kurtarı ş larıyla veriyordu. 1991-1992 sezonunda İ talya Kupası’nı üzesine götüren kadronun parçasıydı; her ne kadar kupa maçlarında Marco Ballotta ile rotasyona girse de ligde kalede olan oydu. 1992-1993 sezonunda Parma, Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nı kazanarak tarih yazarken Brezil- yalı, Serie A’daki yabancı sınırı kuralının ilk kurbanı oldu. Faustino Asprilla, Tomas Brolin ve Georges Grün gibi isimlerin yanında bu hakkı kaleci mevkiinde kullanmak, kulüp yönetimine lüks gelmeye ba ş la- mı ş tı. TakımAvrupa zirvesine yürürken Ta ff arel forma giymese de her zamanki pozitif ve uyumlu duru ş uyla takımı destekliyordu. Ancak oynamaya aç ve mecburdu, zira önünde 1994 Dünya Kupası vardı ve oynamayan bir kalecinin Brezilya kalesini koruması imkan- sızdı. Bu nedenle 1993’te radikal bir karar vererek, küme dü ş memeye oynayan Reggiana’ya kiralık gitti. Reggiana’yı o sezon ligde tutan kahraman oydu; ancak sezon bitip Parma’ya döndü ğ ünde yine isten- meyen isim oldu. Ama asıl imtihan, 1994 yazında Amerika Birle ş ik Devletleri’nin kavurucu sıca ğ ında verilecekti. 17 Temmuz 1994... Pasadena’daki Rose Bowl Stadyumu’nun 94 bin ki ş ilik u ğ ultusu altında Brezilya ile İ talya, dünyanın en büyü ğ ü olmak için kar ş ı kar ş ıya. Brezilya, 1970’ten beri süren kupa hasretini bitirmek istiyor. Maçın normal süresi ve uzatmaları 0-0 bitti ğ inde, her ş ey 7 metrelik beyaz çizgiye, penaltılara kaldı. Brezilyalı eldiven, me ş hur diz- lerinin üzerine çöküp gökyüzüne baktı ğ ı, “Tanrım, bana güç ver.” de- 80 81 Parma’da takımın di ğ er yabancı oyuncuları Grun ve Brolin’le birlikte... 24 yıllık bekleyi ş in ardından 1994 Dünya Kupası’nda ş ampiyon olan Brezilya Millî Takımı. Soldan sa ğ a ayaktakiler: Ta ff arel, Marcio Santos, Aldair, Leonardo, Mauro Silva, Jorginho. Oturanlar: Dunga, Romario, Bebeto, Rai, Zinho.

RkJQdWJsaXNoZXIy MTc5NTM3Mg==