TFF
ANA SAYFA
TFF
MİLLİ TAKIMLAR
LİGLER
KUPALAR
FGD
BİLGİ BANKASI
 
 
Nihat Kahveci: "Futbola çok acıktım" 3.09.2007
Nihat Kahveci: "Futbola çok acıktım"

Nihat Kahveci, Real Sociedad İspanya Ligi'nde çok uzun yıllar sonraşampiyonluk mücadelesi verirken takımın lokomotifi olmuştu. Ardından daha büyük hedefler peşinde koşacak Villarreal'e gitti. Ancak yaşadığı talihsiz sakatlık onu neredeyse bir sezondur futboldan uzak tuttu. Şimdi yeniden sahalarda ve futbola müthiş bir açlık duyduğunu söylüyor. Bu açlıkla hem LA Liga'da üst sıraları hedefleyen Villarreal'e hem de Euro 2008 için büyük umutlar besleyen Milli Takımımıza büyük katkılar vaat ediyor.

Röportaj: İlker Uğur

Öncelikle geçmiş olsun. Çok uzun süreli bir sakatlığın ardından sahalara geri döndün ve seni Milli Takım'da tekrar görmek çok güzel. Bu sakatlık nedeniyle Villarreal'de boş bir sezon geçirdin diyebiliriz. Kendini nasıl hissediyorsun?

Öncelikle uzun bir sakatlıktan sonra futbola dönmek çok sevindirici. Milli Takım'a dönmek daha da sevindirici. Bana olan bu güveni nedeniyle hocama teşekkür ediyorum. Söylediğiniz gibi geçen sezon sakatlığım nedeniyle fazla oynayamadım. Beş senelik bir kontrat yapmıştım, bir senesi gitti denilebilir. Ama daha önümde dört uzun sezon var. Önemli olan sağlığıma tekrar kavuşmam ve bu sağlığımın sonuna kadar devam etmesi. Sağlığım yerinde olduğu sürece kendime hep güveni olan bir oyuncuyum. Önümdeki

günlerin daha iyi olacağını düşünüyorum. Sakatlığım dünde kaldı, futbolda da dün

yoktur, bugün vardır. Bugün fiziksel anlamda iyi olduğum için çok mutluyum.

Fatih Terim, "Nihat bana her zamankinden daha iyi olduğunu söyledi ve kendini çok iyi hissediyor" açıklamasını yapmıştı.

Hazırlıklara başlayalı bir ayı geçti. Oynadığımız hazırlık maçlarında gösterdiğim performans benim açımdan memnun ediciydi. Sonuçta ağır bir sakatlıktan çıktım. Geçirdiğim iki ameliyattan sonra dizimi çok iyi hissetmiyordum ama bu son ameliyatımın ardından her şey çok daha farklı. Şimdi çok daha iyi durumdayım.

Real Sociedad formasını giyerken de uzun süreli bir sakatlık geçirmiştin. Bu sakatlık onun nüksetmesi sonucu mu oluşmuştu?

Bu öyle bir sakatlık ki, sağlam dizinizin bağlarını bile ufacık bir sıçramada koparabilirsiniz. Futbolun içinde olabilecek en ağır sakatlıklardan birisi. Ama eski sağlığıma kavuşabilmek için rehabilitasyon döneminde çok çalıştım. Gerçekten çok mükemmel bir rehabilitasyon dönemi geçirdim.

Yanılmıyorsam tüm tedavi sürecini İspanya'da geçirdin. Takımın bu süreç

boyunca sana olan ilgisi nasıldı?

Ameliyatımı Valencia'da oldum. Bütün tedavi dönemini orada geçirdim. Böyle uzun süreli sakatlıklarda en önemlisi saha dışında kafanızın rahat olmasıdır. Sonuçta futbola döneceğinizi biliyorsunuz ama bu süre çok uzun. Tedavi süresi en az 6 ay. İster istemez futboldan biraz uzaklaşmanız lazım. Arkadaşlarınızı futbol oynarken görüyorsunuz. Onlar antrenman yapıyor, siz yapamıyorsunuz. Onlar koşuyor, siz koşamıyorsunuz. Hatta koşmayı bırakının, bir dönem yürüyemiyorsunuz bile. O yüzden psikolojik olarak kuvvetli olabilmek çok önemli. Ben bu zorlu dönemde buna çok önem verdim. Tabii bu dönemde en önemli destekçim eşimdi. Çok destek oldu bana. Ailem, arkadaşlarım da hep yanımdaydılar. Fatih Terim hocamız, Haluk Ulusoy başkanımız, Milli Takım'daki arkadaşlarımız arayıp sordular sürekli. Böyle bir sakatlığı geçirirken bu destekler çok önemli tabii.

Ümit Karan da uzun bir sakatlık süreci yaşamış ve bu tip sakatlıkların kötülüğünü bir kenara koyarsak, futbolcunun kendisine dönerek oyununu geliştirmek için fırsat doğurduğunu söylemişti. Sen buna katılıyor musun?

Tabii. Bunları düşünmek için gerçekten uzun bir zamanınız oluyor. Bir de sürekli maça çıkan oyuncular bazen yeri gelir futboldan sıkılır. Fazla gelir çünkü. Ama bu tip uzun aralar futbola olan açlığınızı tekrar

canlandırıp kariyerinize seneler katabilir. Ama tabii ki kimse böyle bir sakatlık yaşamasın, Allah kimsenin başına böyle bir sakatlık vermesin. Gerçekten ağır bir sakatlık yani.

Futbola çok açım

Futbola karşı bir açlık oluşmuştur o zaman şimdi sende?

Tabii ki. Uzun süre futboldan uzak kalmak gerçekten zor. Maç izliyorum, oynamak istiyorum ama oynayamıyorum. İster istemez bir an önce idmanlara başlamak, takımla çalışmak, maça çıkmak istiyorsunuz.

Geçen sezon transferin sonrası yaptığımız röportajda Villarreal'in sezona çok iddialı gireceğinden konuşmuştuk. Nitekim ligi beşinci sırada bitirdiler. Bu UEFA Kupası'nda mücadele edecekleri anlamına geliyor. Bu sezon takımın durumu nedir? Yapılan transferlere baktığımızda aynı iddia sürüyor gibi görünüyor.

Tıpkı geçen sezon olduğu gibi bu sezon da iyi bir kadromuz var. Riquelme ve Forlan gibi yıldız futbolcularımızın takımdan ayrılmasına rağmen bu sezon oynadığımız hazırlık maçlarının hiçbirisini kaybetmedik. Oynamış olduğumuz maçlarda çok iyi performans gösterdik. İspanya Ligi gibi bu kadar fazla iddialı takımın olduğu bir ligi beşinci bitirmek bence büyük bir başarıdır. Geçen sezon lige kötü başlamamıza rağmen böyle bir başarı elde edildi. Tabii ki bu sezonki hedefimiz ulaşabileceğimiz en yüksek noktaya ulaşmak. En azından UEFA Kupası'na ve yapabiliyorsak Şampiyonlar Ligi'ne gitmek istiyoruz. Ama futbolcular olarak düşüncemiz her maçımıza final oynuyormuşçasına çıkmak ve adım adım ilerlemek. Sezon sonunda şuraya geliriz diye bir iddiamız yok ama üst düzey bir kadroya sahip olmamız takıma güven veriyor.

Barcelona, Real Madrid ve Sevilla takımları yapılan takviyelerle kadrolarını bir üst aşamaya taşımış gibi görünüyorlar ve şampiyonluğun en büyük adayları onlar. Bu takımların arasına girmek için sence Villarreal'in ne yapması gerekir? Senin Real Sociedad'la kazandığın bir lig ikinciliği var ve mütevazı bir kadroyla bunun başarılmasında en büyük pay sahiplerinden birisiydin.

Söylediğiniz gibi bu üç takım İspanya'da son sezonlarda adlarından çok söz ettirdiler. Barcelona ve Real Madrid tarihleri boyunca bunu yaptı ama Sevilla da şimdi onların arasına girdi. Bu sezon Valencia, Atletico Madrid ve Zaragoza da iyi kadrolar kurdu. Onların yanına gelecek diğer takımlarla lig mücadelesi 10 takım arasında geçecek. Bu takımlar ilk dördün tartışmasız adayları. Her maçını ciddiye alan, her maçını final gören yukarılarda olacak. Ama tabii ki yukarılarda olmak ve bu takımların arasında yer edinmek çok kolay bir şey değil. Bu sezon İspanya'da her takım gerçekten çok güçlü.

Her maça farklı onbirler çıkabilir

Villarreal'de bu sezon forvet hattında ciddi bir rekabet yaşanacak gibi görünüyor. Forlan gitti ama sen varsın, Tomasson, Rossi, Franco ve Nunez gibi

golcüler var.

Dediğim gibi, çok iyi bir kadromuz var. 24-25 kişilik kadrodaki her bir oyuncu da her maçta oynayabilir. Bazı maçlar olacak ve Nihat oynamayacak. O zaman "Aaa oynamıyor" gibi konuşulacak. Ama bence hiç böyle olmaması lazım. Çünkü bu sezon Kral Kupası, lig, UEFA Kupası ve milli takımlara giden oyuncularla dört kulvarda mücadele edilecek. Bu sıkışık fikstürde teknik direktörümüz her maçta belirli bir rotasyon uygulayarak geniş kadrosunu tamamıyla kullanacak bence. Bu sezon yedek veya as oyuncu gibi bir kavram bizim takımımızda kesinlikle olmayacak. Bunun sinyallerini zaten oynadığımız hazırlık maçlarında da aldık. Bir maçta bir 11 çıkarken diğer maçta başkaları oynuyor. Bu sezon çok maç var ve ben inşallah sağlıklı olup oynayacağım.

Sanki Tomasson-Nihat Villarreal forvetinin ideal ikilisi gibi görünüyor.

Maçlar olacak ben oynayacağım, maçlar olacak onlar oynayacak ve bence bu sezon böyle geçecek.

Teknik direktör Manuel Pellegrini'yle aran nasıl?

Gayet iyi. Sağolsun, geldiğim ilk günden beri benimle çok ilgileniyor. Bana güveni var. Hazırlık maçlarında da şans verdi. Böyle bir sakatlıktan çıkmama rağmen hazırlık maçlarında beni oynattı. Teknik direktörle ilişkilerim gayet iyi. Üç-dört senedir takımın başında ve Villarreal'in tarihinde kazandığı tüm başarılarda imzası var.

Türkiye'de genellikle teknik direktör-oyuncu ilişkileri teknik direktörlerin oyuncular üzerinde kurduğu disiplin yoluyla ve biraz da zorlama olarak ilerler. Hollanda'da ise daha demokratik bir yapı olduğu söylenir. İspanya'da durum nasıl?

İspanya'da futbolcu ve teknik adamların hepsinde tam bir profesyonellik anlayışı var, bu kesin. Teknik adamlar öncelikle kendi işlerini yapıyorlar. Türkiye'de teknik adam yeri geliyor senin aile problemlerinle ilgileniyor, eşinle sorunların varsa bunu çözüyor. Ama İspanya'da tabii ki bu tarz şeyler yok. Teknik direktör geliyor, idmanda ne yapılması gerektiğini sana anlatıyor. Sağlığın iyi mi değil mi, onu sorar ve o kadarda kalır.

Genelde futbolcular takımlara ilk geldiklerinde uyum sorunu yaşarlar ama sen bu süreci maalesef sakatlıkla geçirdin herhalde.

Beş sezondur İspanya'da oynadığım için oraya gittiğimde beni tanıyorlardı. Ben de takımdaki diğer futbolcuları tanıdığım için uyum sorunum olmadı. Şansıma da Pires gibi dünyanın en üst düzey oyuncularından birisi geldi ve çok iyi kaynaştık onunla. Oda arkadaşım benim. O bakımdan hiçbir sorun yaşamadım.

Seninle ilgili bir yazı okumuştum. Real Sociedad'la çok iyi performans gösterdiğiniz sezon yazılmış bir yazıydı. Orada bir anekdot var. Beşiktaş A Takımı'na ilk çıktığında Toschak seni almış ve özel bir çalıştırma yaptırmış uzun bir süre. Onu anlatabilir misin?

Onun öyle bir çalışması vardı. Duvara numaralar koyuyordu. O numaraları söyledikçe sen de oraya atmaya çalışıyordun. Şut tekniğini ve isabet yüzdesini geliştirmek açısından yapılan bir çalışmaydı.

Uzun sürüyormuş ama sanırım biraz. Sen de hep isabetli vuruşlar yapıyormuşsun.

Bu doğuştan bir yetenek. Altyapıda da onun üzerine koyuyorsunuz ve yeteneğinizi geliştiriyorsunuz. O çalışma da buna dönük bir çalışmaydı. O idmanların bana çok yararı oldu.

Aynı yazıda Real Sociedad'ta hiç susmadığın ve her konu hakkında söyleyecek bir sözün olduğunu söylüyorlarmış. Futbolcuların çok konuşması takım için iyi midir?

Ben Real Sociedad'ta ilk onbirin vazgeçilmez oyuncusuydum. Takımın içinde önemli rolü olan oyunculardan biriydim. Tabii ki saha içerisinde konuşurum. Futbolcular hep konuşmalı ve konuşurlar zaten. Seyircisiz maçlarda dikkat etmişsinizdir ne kadar çok ses çıktığına. O zaman da şimdi de saha içerisinde konuşurum ben. Gayet normaldir.

Orta yolu bulmalıyız

Milli Takıma dönersek, çok iyi başladığımız grupta Norveç beraberliği ve Bosna-Hersek mağlubiyetleri bir anda şüpheleri doğurdu. Özellikle medya kaynaklı bu kamuoyu yargısı futbolcuların üzerinde bir baskı yaratıyor mu?

Tabii ki hedefimiz hiç mağlup olmamaktı. Bosna-Hersek'e yenilmemiz elbette kötü oldu. Önümüzde 6 tane maç var. Biz takım olarak kendimize güveniyoruz. Bu beraberlik ve mağlubiyet bizde güven sorunu yaratmadı. Ama garip bir ortam oluşuyor milli maçlardan sonra. Yunanistan'ı 4-1 yendik Atina'da. Çok güzel bir futbol oynadı o akşam Milli Takım. Her şey çok güzeldi. Lideriz, gidiyoruz hatta gittik denildi. Daha sekiz maç vardı o zaman. Takım sonra Norveç'le oynadı ve berabere kaldı. Acabalar başladı.

Bosna-Hersek'e yenildik, yine şüpheler. Nedense bir denge yok övgü ile eleştiri arasında. Bu arayı bir türlü bulamıyoruz. Sakin olup her maçı final olarak görmeliyiz. Eleştiri ile övgü arasında bir denge olmalı. Galibiyetleri çok abartıp mağlubiyetlerde yerin dibine sokulmamalıyız. Sonuçta bu takım kendisine güveniyor ve ilk günden beri bu gruptan çıkacağımızı söylüyoruz. Kadromuzda bu gruptan çıkmamızı sağlayacak kalitede oyuncular var. Hedefimiz birinci çıkmak elbette ama ikinci olarak da finallere katılabiliyoruz. Malta ve Macaristan maçlarından 6 puan aldığımız takdirde yine bu grubun iddialı takımlarından birisi olacağız. Bir denge kurmak ve bir mağlubiyetle dünyanın sonunu getirmemek gerek. Bu ay oynayacağımız maçları kazandığımızda nerelerde olacağımızı herkes daha iyi görecek.

Euro 2008'de mücadele etmek Nihat Kahveci için ne anlam ifade eder?

Böyle büyük turnuvalarda oynamak her futbolcu için çok önemlidir. Çünkü böyle bir turnuva dört senede bir oynanıyor. Bu bir futbolcuya kariyerinde iki, en fazla üç kere denk gelir. Şu an 28 yaşındayım, 4 sene sonra 32 olacağım. 32'de ne olacağını kimse bilemez. Tabii ki hedefimiz 2008'de finallere gitmek.

Elemeler Milli Takımımız için adeta başbelası gibi. Orayı geçtiğimiz zaman turnuvalarda patlama yapabiliyoruz. Bunu en net 2002 Dünya Kupası'nda gördük. Bu performans sonrası Euro 2008 Milli Takım'dan beklentileri çok artıyor.

Son on seneye baktığımızda grup maçlarında çok başarılı bir Milli Takım var. Hep yukarılardayız, hep gruplarda ilk ikiye girmişiz. Son iki elemede Letonya ve İsviçre'ye play-off'ta elenmişiz. Ama hep yukarılardayız ki, bence bu başarıdır. Gidememek elbette başarısızlık ama burada yakalanan bir istikrar var. Şimdi play-off yok ve tek hedefimiz bu turnuvaya katılıp Türkiye'yi en iyi şekilde temsil etmek.
Site İçi Arama
Detaylı Arama
 
 
 

İletişim | Site Haritası | Kopya Hakları | Kullanım Şartları | Sponsorlar
Tüm hakları Türkiye Futbol Federasyonu'na aittir.