TamSaha 262. Sayı / Eylül 2026

rakip Dünya Kupası’nı dördüncü sırada tamamlamı ş olan Sovyetler Birli ğ i’ydi. Yer ise Moskova’daki Lenin Stadı. Sovyetlerin kadrosunda Albert Ş esternyov, Anatoli Bani ş evski ve Eduard Streltsov gibi dönemin önemli futbolcuları bulunuyordu. Tribünlerde yakla ş ık 40 bin ki ş i vardı. Ay-yıldızlılar, 14’üncü dakikada Fevzi Zemzemve 55’inci dakikada Ayhan Elmasta ş o ğ lu’nun golleriyle 2-0 kazandı. Bu yalnızca bir galibiyet de ğ ildi. Türk futbolunun büyük rakiplerden çekinme alı ş kanlı- ğ ına vurulmu ş bir darbeydi. Üstelik Süvari’nin birkaç gün önce söyledi ğ i sözlerin sahadaki kar ş ılı ğ ıydı. Türkiye, Moskova’da saklanmamı ş tı. Takımhâlinde mücadele etmi ş , hücum etmi ş , gol atmı ş ve dünya futbolunun güçlü ekiplerinden birini kendi evinde yenmi ş ti. Bu galibiyetin ba ş ka bir anlamı daha vardı. Süvari’nin Göztepe’deki futbol anlayı ş ı, ilk kez Millî Takım forması altında uluslararası ölçekte bu kadar çarpıcı biçimde görünür hâle gelmi ş ti. Üstelik kadroda Göztepe’den Nevzat Güzelırmak ve Fevzi Zemzem ilk 11’de, Ali Artu- ner ise ikinci yarıda görev yapıyordu. Yani Moskova zaferi biraz da Göztepe’nin futbol dü ş üncesinin Millî Takım’a ta ş ınmasıydı. RCD Kupası zaferi Süvari’nin Millî Takımdöneminin bir ba ş ka ba ş arısı da 1967 RCD Kupası’ydı. İ ran, Pakistan ve Türkiye’nin katıldı ğ ı turnuvada Türkiye iki maçını da kazanarak ş ampiyon oldu. Önce İ ran, Nevzat Güzelırmak’ın go- lüyle 1-0ma ğ lup edildi. Ardından Pakistan kar ş ısında 7-4’lük gol ya ğ muru vardı. Fevzi Zemzem iki gol attı; Ergün Acuner iki kez fileleri buldu; Ogün Altıparmak, Ayhan Elmasta ş o ğ lu ve Sanlı Sarıalio ğ lu da birer gol kaydetti. Süvari’nin Millî Takım’daki hedefi yalnızca maç kazanmak de ğ ildi. O, Türkiye’nin çalı ş ma alı ş kan- lıklarını de ğ i ş tirmek istiyordu. 1967 RCD Kupası sıra- sında Milliyet’e verdi ğ i demeçlerde Avrupa ile aradaki farkın yalnızca yetenek olmadı ğ ını, planlı çalı ş ma ve profesyonel alı ş kanlıklarla ilgili oldu ğ unu vurgulu- yordu. Bu da onunmühendis kimli ğ inin futbola yansı- yan ba ş ka bir tarafıydı. Ona göre ba ş arı tesadüf de ğ ildi. Çalı ş ma düzeninin sonucuydu. Yıldızlara de ğ il, takıma inanmak Süvari’nin futbol anlayı ş ının en tartı ş malı tarafların- dan biri de yıldız futbolculara yakla ş ımıydı. Can Bartu, Sanlı Sarıalio ğ lu ve Yusuf Tunao ğ lu gibi yeteneklerin zaman zaman Millî Takımkadrosunun dı ş ında kalması kamuoyunda ele ş tirilere yol açıyordu. Süvari’nin savunması ise açıktı: Bir takımın bütün oyuncuları aynı kolektif yapının parçası olmalıydı. O, yıldız futbol- cunun takımın di ğ er oyuncularında bir a ş a ğ ılık duy- gusu olu ş turabilece ğ ini dü ş ünüyor, bireysel yetene ğ in takımın önüne geçmesine izin vermek istemi- yordu. Bu, bugünden bakıldı ğ ında tartı ş ılabilir bir dü ş ünceydi. Ama onun bütün kariyeriyle tutarlıydı. Göztepe’de de yıldızların etrafında bir takımkurmamı ş tı. Takımın kendisini yıldız yapmı ş tı. Gürsel Aksel kaptandı. Fevzi Zemzemgol- cüsüydü. Ali Artuner kalede güven veriyordu. Nevzat Güzelırmak oyun aklını temsil ediyordu. Bekler hücuma çıkıyordu. Orta saha oyuncuları gol atıyordu. Ama hiçbiri takımın önüne geçmiyordu. Dört dil bilen teknik direktör Adnan Süvari’nin dönemi dü ş ünül- dü ğ ünde belki de en sıra dı ş ı özel- liklerinden biri, yabancı dil bilgisi ve entelektüel birikimiydi. İ ngilizce, Fransızca, Almanca ve İ talyanca biliyordu. Bu bilgi yalnızca biyogra- fik bir ayrıntı de ğ ildi. Avrupa kupa- larında rakiplerle, gazetecilerle ve futbol insanlarıyla do ğ rudan ileti- ş imkurabilmesini sa ğ lıyordu. 1964 tarihli Milliyet haberinde de bu dört dili bildi ğ i ve dünya futbolu konusunda geni ş bir kültüre sahip oldu ğ u vurgulanıyordu. Lüksem- burg’da Union Sportive kar ş ısın- daki maçın ardından yabancı gazetecilerle onların dillerinde ko- nu ş ması, onun “entelektüel teknik direktör” olarak anılmasına kadar uzanmı ş tı. Ama Süvari’nin entelek- tüelli ğ i yalnızca dil bilmekten ibaret de ğ ildi. Dünyayı takip ediyor, futbolun de ğ i ş imini izliyor, rakipleri inceliyor ve oyuncularına yabancı futbolu anlatıyordu. Futbolcularının yalnızca futbolcu de ğ il, hayata hazırlanan genç insanlar olmalarını istiyordu. Bu yüzden İ ngilizce ders- leri veriyor, görgü kurallarını anlatı- yor, Avrupa’ya giden oyuncularının yabancı bir ülkede nasıl davranaca- ğ ını da dü ş ünüyordu. Bugün futbol akademilerinin yaptı ğ ı pek çok ş eyin çok daha ilkel ş artlarda bir öncülünü uyguluyordu. Millî Takım’da son dönem Süvari’nin Millî Takım serüveni Göztepe kadar istikrarlı olmadı. 1968 Avrupa Ş ampiyonası elemele- rinde İ rlanda Cumhuriyeti, İ spanya ve Çekoslovakya ile aynı grupta yer alan Türkiye istedi ğ i sonuçları ala- madı. Tek galibiyetini İ rlanda kar ş ı- sında elde eden, içerideki golsüz İ spanya ve Çekoslovakya beraber- liklerinin dı ş ında deplasmandaki üç müsabakasından yenik ayrılan Millî Takımımız grupta son sırada kaldı. Süvari yine de arayı ş ından vazgeç- medi. 1968’de Polonya maçı önce- sinde yeni bir oyun düzeninden söz etti: “Millî Takımbundan böyle 1-4-2-3 oynayacaktır.” Fakat 24 Nisan 1968’deki Polonya deplas- manı Türkiye için a ğ ır bir travmaya dönü ş tü. 8-0’lık hezimet, Millî Takım’daki Süvari dönemi adına sonun ba ş langıcı oldu ve bir kaç maç sonra da ayrılık kesinle ş ti. Teknik direktörlükten sonra 1970-71 sezonunda ise Göztepe’deki uzun dönem sona erdi. Süvari daha sonra teknik direktörlükten büyük ölçüde uzakla ş tı. Kısa süreli dönü ş - leri olsa da hayatının ikinci bölü- münü yalnızca saha kenarında geçirmedi. Sigortacılık yaptı. Futbol Federasyonu’nun çe ş itli ka- demelerinde görev aldı. 1964-65’te TFF yönetimkurulunda bulundu. 1976-77 döneminde asba ş kanlık yaptı. 1980’de yeniden yönetimku- rulundaydı. Aynı zamanda Milliyet gazetesinde futbol yazıları kaleme aldı. Yani futboldan uzakla ş madı. Saha kenarından çekildi ama futbol dü ş üncesinden çekilmedi. Ardında bıraktı ğ ı anahtar 1972’de evlendi. İ ki kız çocu ğ u oldu. 6 Haziran 1991’de Antalya’da geçir- di ğ i kalp krizi sonucu hayatını kay- betti ğ inde 64 ya ş ındaydı. Geride yalnızca kupalar de ğ il bir futbol dü- ş üncesi bıraktı. Bir gün kızı Özlem’e söyledi ğ i aktarılan cümle, onun hayatının belki de en güzel özeti: “Ben arkamda sizlere bir anahtar bırakarak gidiyorum. Bu anahtar soyadınızdır.” Adnan Süvari’nin Türk futboluna bıraktı ğ ı anahtar ise yalnızca soyadı de ğ ildi. Göztepe’yi Avrupa’nın son dört takımına ta ş ıyan anahtardı. Moskova’da Sovyetler Birli ğ i’ni yenmenin anahtarıydı. Oyuncuya güvenmenin anahtarıydı. Yabancı futbolu ö ğ renmenin, ama kendi futbolcusuna inanmanın anahtarıydı. Mühendislik e ğ itiminin, yabancı dilin, genel kültürün ve futbol bilgisinin aynı ki ş ide bulu ş abilece- ğ ini gösteren anahtardı. Ve belki hepsinden önemlisi, Türk futbolcusunun sahaya çıkarken rakibinden daha az de ğ erli olmadı ğ ını hatırlatan anahtardı. 40 41

RkJQdWJsaXNoZXIy MTc5NTM3Mg==