TamSaha 262. Sayı / Eylül 2026
Kar ş ıyaka’da ilk dersler İ ngiltere’den döndü ğ ünde Yün Mensucat artık yoktu. Süvari yeni bir fabrikada çalı ş maya ba ş ladı. Aynı zamanda eski okul arkada ş ı Selman Ya ş ar’ın davetiyle Kar ş ıya- ka’nın ba ş ına geçti. Buradaki ilk sezonlarında henüz genç bir forvet dikkatini çekmi ş ti: Ogün Altıpar- mak. Altıparmak’ın daha sonraki anlatımı, Süvari’nin teknik adamlık anlayı ş ının küçük ama çok anlamlı bir örne ğ idir. Süvari ona yalnızca gol atmasını söylemiyordu. Pele’nin hareketlerini anlatıyor, santrforun gerekti ğ inde sa ğ a ve sola deplase olmasını, bo ş luk olu ş turmasını, kanat oyuncularıyla ili ş kisini dü ş ünmesini istiyordu. Antren- manlarda “ ş ut duvarı” kullanan ilk teknik adamlardan biri olarak ha- tırlanıyordu. Altıparmak yıllar sonra onun için, pozisyon almayı Süva- ri’nin antrenmanlarında ö ğ rendi ğ ini ve kısa süre birlikte çalı ş malarına ra ğ men geli ş iminde büyük payı bulundu ğ unu anlatacaktı. Süvari’nin Kar ş ıyaka macerası uzun sürmedi. Fakat orada bıraktı ğ ı iz kalıcıydı. Çünkü onun için antren- man, futbolcunun yalnızca fiziksel olarak hazırlanması de ğ ildi. Oyuncuya bir ş eyi neden yaptı ğ ını anlatmak gerekiyordu. Bu dü ş ünce, birkaç yıl sonra Göztepe’yi de ğ i ş ti- recekti. Göztepe’ye dönü ş Süvari’nin Göztepe’ye geli ş i konu- sunda kaynaklarda ba ş langıç tarihi bakımından küçük farklılıklar bulunuyor. Göztepe ar ş ivi 1960’ı ba ş langıç olarak verirken bazı ta- nıklıklar Kuttik döneminin ardın- dan 1961’i i ş aret ediyor. Dinyakos’a konu ş an eski Göztepe futbolcusu Ahmet Cücen de Süvari’nin 1961’de takımın ba ş ına geçti ğ ini anlatıyor. Fakat tarih tartı ş masından ba ğ ım- sız olarak de ğ i ş meyen gerçek ş u: 1960’ların ba ş ında Adnan Süvari Göztepe’nin ba ş ına geçti ve Türk futbolunun en uzun soluklu teknik adamlık projelerinden birini ba ş - lattı. Üstelik kulübün ba ş ında a ğ abeyi Sebahattin Süvari vardı. Adnan Süvari, daha önce birlikte forma giydi ğ i, aynı mahallede büyüdü ğ ü gençlere ş imdi İ ngilte- re’de ö ğ rendiklerini ö ğ retecekti. Bu ili ş ki, klasik teknik direktör- oyuncu ili ş kisinden farklıydı. O, futbolcularına yalnızca futbol ö ğ retmiyordu. İ ngilizce ö ğ retiyor, görgü kurallarından söz ediyor, yabancı kültürleri anlatıyor, onları Avrupa’ya hazırlıyordu. Halil Kiraz’ın yıllar sonra anlattı ğ ı gibi, Süvari futbolcularına İ ngilizce dersleri veriyor ve âdâb-ı muâ ş eret kurallarını ö ğ retiyordu. Ceyhan Yazar ise onun 11 yıllık döneminde futbolcularına hakaret etti ğ ini veya a ş a ğ ılayıcı davrandı ğ ını hiç görme- di ğ ini, her konu ş masının oyuncu- lara moral ve özgüven verdi ğ ini söylüyordu. Bu, Süvari’nin teknik direktörlü ğ ünün belki de en önemli tarafıydı: Oyuncusuna de ğ er vermek. 4-3-3’ten daha fazlası Süvari’nin futbolunu yalnızca “4-3-3 oynattı” cümlesine indirge- mek haksızlık olur. Evet, 1960’ların ba ş ında Göztepe’nin temel oyun düzenini 4-3-3 üzerine kurdu. Ancak onun asıl yenili ğ i dizili ş ten ziyade dizili ş in içindeki hareketlili ğ e dayanıyordu. Ceyhan Yazar’ın an- lattı ğ ı gibi, Süvari’nin ilk ö ğ retti ğ i ş ey hücum sırasında futbolcuların nereye deplase olması gerekti ğ iydi. Oyuncular, sahadaki sabit noktalar de ğ il, birbirlerinin hareketini ta- mamlayan parçalar olacaktı. Gürsel Aksel, Nevzat Güzelırmak, Ça ğ layan Dereba ş ı, Fevzi Zemzem, Ali Artu- ner, Nihat Yayöz, Halil Kiraz, Ertan Öznur, Mehmet Aydın, Mehmet I ş ı- kal... Bu takımın önemli özelli ğ i, sadece iyi futbolculardan olu ş ması de ğ ildi. Birbirlerini tamamlıyorlardı. Kaleci Ali Artuner’in topu eliyle oyuna sokması, Gürsel Aksel’in bu topu alması, Fevzi Zemzem’in kanada deplase olması, beklerin hücuma katılması, orta saha oyun- cularının bo ş alan alanları doldur- ması... Süvari’nin futbolunda pozisyonlar vardı ama pozisyonlara hapsolmak yoktu. “Yer mefhumu ortadan kalkmı ş tır” anlayı ş ı, onun futbol felsefesini özetliyordu. Bu açıdan bakıldı ğ ında Süvari’nin oyun dü ş üncesi, birkaç yıl sonra Avrupa futbolununmerkezine yer- le ş ecek hareketli ve kolektif futbol anlayı ş ının Türkiye’deki erken ör- neklerinden biri olarak görülebilir. Ancak onu do ğ rudan Rinus Mic- hels’in “total futbolununmucidi” ilân etmek yerine, Türkiye’de benzer prensipleri erken dönemde uygulayan öncü bir teknik adam olarak tanımlamak daha do ğ ru. Michels 1960’ların ortasında Ajax’ta çalı ş maya ba ş ladı ğ ında Avrupa fut- bolu da benzer arayı ş ların içindeydi. Süvari ise Türkiye’de kendi kadro- sunun özelliklerinden hareketle aynı yönde bir futbol dü ş üncesi geli ş tiriyordu. Göztepe’nin Avrupa’ya yumru ğ u Göztepe’nin yükseli ş i bir anda olmadı. Önce Türkiye’de kendisini kabul ettirdi. Sonra Avrupa’ya çıktı. Ve birkaç yıl içinde Türkiye’deki futbol algısının sınırlarını de ğ i ş tirdi. 1964-65 sezonunda Fuar Ş ehirleri Kupası’nda ilk kez Avrupa sahne- sine çıkan Göztepe, sonraki yıllarda tecrübe kazandı. 1967-68 sezo- nunda ise artık Avrupa’da yalnızca bulunmak için de ğ il, rakip olmak için vardı. İ lk büyük sınav Royal Antwerp’ti. Göztepe rakibini eledi. Ardından kar ş ısında Atlético Mad- rid vardı. İ spanya’da ilkmaçı 2-0 kaybetmek, o dönemin ş artlarında turun büyük ölçüde bitti ğ i anla- mına gelebilirdi. Ama Süvari’nin takımı öyle dü ş ünmedi. İ zmir’deki rövan ş , onun futbol anlayı ş ının sahneye çıktı ğ ı gecelerden biri oldu. Halil Kiraz’ın penaltısıyla 15’inci dakikada 1-0 geldi. Gürsel Aksel’in kafa vuru ş uyla 28’inci dakikada skor 2-0 oldu. Atlético’nun üzerine baskı devam etti. Ve Göztepe, İ zmir’de İ spanyol devini 90’ıncı dakikada Halil Kiraz’ın uzaktan attı ğ ı golle 3-0 yenerek turu geçti. Bu artık bir tesadüf de ğ ildi. Göztepe’nin Avrupa’da rakiplerine duydu ğ u saygı, korkuya dönü ş mü- 36 37
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MTc5NTM3Mg==