TamSaha 260. Sayı / Temmuz 2026

tembih etmi ş . Ama ecnebiler K’yi G olarak okuyunca adımkendili ğ in- den de ğ i ş ti.” Galatasaray Lisesi’nde geçen yıl- larda futbol, hentbol, voleybol ve at- letizmde okul takımlarında yer aldı. Lise futbol takımının santrforu olarak oynadı ğ ı bir maçta dokuz gol birden attı. Hentbolda İ stanbul ş ampiyonlu ğ una katkı sa ğ ladı. Voleybolda smaç yerine topa elle hâkimiyet gerektiren eski teknik- lerle kendini geli ş tirdi. Derslerinde de aynı kararlılı ğ ı gösterdi; her zaman birinci ya da ikinci olarak sınıfı geçti. “Devlet parasıyla oku- du ğ um için çok iyi okumam lâzım.” diye kendi kendine telkinde bulu- nurdu ve bu disiplin onu hem sınıfın birincisi hemde zamanla saha için- deki zihinsel üstünlü ğ ünün kayna ğ ı yaptı. Lisedeki sıra arkada ş ı da ileride teknik direktör olarak Galatasaray ve ülke futboluna hizmet edecekti: Co ş kun Özarı. İ kisi aynı sırada otu- ruyorlardı ve ikisi de kısa sürede Galatasaray’ın unutulmaz isimleri arasına girdi. Turgay Ş eren’in kalecili ğ e geçi ş i birden fazla insanın elinin de ğ di ğ i bir süreçti. Jimnastik hocası Ali Sabri Besen, voleybol maçı sırasında onu durdurmu ş ve kaleye geçmesini önermi ş ti. Galata- saray futbol takımının sol açı ğ ı ve aynı zamanda beden e ğ itimi ö ğ ret- meni Mehmet Ali Gültekin, onu kaleye yönlendirenler arasındaydı. Ama belirleyici olan isim İ ngiliz tek- nik direktör Peter Molloy’du. Molloy, okulun bahçesinde genç Turgay’ın penaltı kurtarı ş larını izlemi ş ve onu antrenmanına ça ğ ırarak ş u sözleri söylemi ş ti: “E ğ er santrfor oynarsan üç-be ş sene sonra kaybolup gider- sin. Ama kaleci olursan en az yirmi sene oynarsın.” Ş eren bu tavsiyeyi dinledi ve Molloy haklı çıktı; efsane kaleci 18 yıl boyunca Galatasaray’ın 1 numaralı formasını giydi. İ lk profesyonel maçı 30 Ekim 1949’da Vefa ile oynanan ve 1-0 kazanılan İ stanbul Ligi maçıydı. İ lk derbisini ise hemen ardından, 6 Ka- sım’da oynadı. Fenerbahçe müca- deleyi 1-0 kazandı ve o gol Turgay Ş eren’in Galatasaray formasıyla ye- di ğ i ilk resmî golüydü. Lisedeyken amatör kalma tercihinden ötürü 1952’ye kadar profesyonelli ğ e geç- medi. O yıllarda Millî E ğ itimBakan- lı ğ ı’nın lise ö ğ rencilerine koydu ğ u kural buydu. Berlin Panteri’nin do ğ u ş u 17 Haziran 1951. Sava ş ın yaralarını sarmaya çalı ş an Almanya’da, Berlin Olimpiyat Stadı’nın devasa tribün- leri tıklım tıklımdoluydu. Batı Al- manya Millî Takımı, her maçı bir onur sava ş ı gibi oynuyordu ve kar- ş ılarında dünya futbolunda adı pek duyulmamı ş bir Türk Millî Takımı vardı. Turgay Ş eren unutulmaz maçı ş öyle anlatıyordu: “Sahaya çıktı ğ ımızda öyle bir u ğ ultu vardı ki birbirimizle konu ş amıyorduk. Statta bo ş yer kalmamı ş tı.” Turgay Ş eren’inmaça hazırlanı ş ı, aslında Galatasaray Lisesi’ndeki yıllara uzanıyordu. Ya ş ıtı Alman kaleciler düz bir çizgide beklemeyi tercih ederkenmillî kaleci çizgiden çıkmayı çoktan ö ğ renmi ş ti. Voley- bol ve basketboldan kazandı ğ ı hava topu hâkimiyeti onu erken hare- kete ve yüksek atlayı ş a alı ş tırmı ş tı. Berlin Olimpiyat Stadı’nın seyircileri bu farkı henüz bilmiyordu; kısa sü- rede ö ğ rendiler. Maç, Türkiye’nin 2-1 galibiyetiyle bitti. Ama asıl hikâye ya da ba ş ka bir deyi ş le mücadelenin skorunun sırrı 1 numaralı formada saklıydı. Turgay Ş eren o gece art arda öyle- sine müthi ş kurtarı ş lar yaptı ki Alman seyirciler ş a ş kınlıklarını al- kı ş la ifade ettiler. Alman gazeteciler ertesi günman ş etlerini Türk kale- ciye ayırdılar ve “Berlin Panteri” lakabı tamda o sabah do ğ du. Ş eren kurtarı ş larının sırrını daha sonra ş u sözlerle özetledi: “Allah tarafından bana bir güç geldi. Çok kurtarı ş yaptım. Ben ceza sahasına çıkan ilk kalecilerdenim. Benim zamanımda kalecilerin ço ğ u çizgi kalecisiydi. Sa ğ dan soldan ortalanan topları yüzde doksan kurtarırdım. Ko ş arak çıkar, rakibin kafasının üstünden topu kapardım.” Turgay’ın kalecilik anlayı ş ı yalnızca teknikten ibaret de ğ ildi; zihinsel bir duru ş da içeriyordu. Onu geli ş tiren iki önemli isimvardı: Galatasaray’ın deneyimli kalecisi Necdet Erdemve millî takımın efsane eldiveni Cihat Arman. Ş eren, ezeli rakipleri Fener- bahçe’nin efsanesi Cihat Arman’ı hayatı boyunca en büyük kaleci olarak nitelendirdi. Ölümünden sonra açıkladı ğ ı en iyi 10 kaleci listesinin ba ş ına da Cihat Arman’ı koydu. “Cihat abi, Fenerbahçe’yi yendi ğ imiz zaman gelir, beni tebrik ederdi. Sadece sahada de ğ il, so- yunma odasına kadar da gelerek. Fenerbahçe’ye ma ğ lup oldu ğ umuz maçlardan sonra da ben Cihat abiyi sahada kucaklardım.” Tevazu ve saygı, Turgay’ın karakterinin ayrılmaz bir parçasıydı. AMillî Takımkalesini ilk kez 28 Mayıs 1950’de İ ran’la oynanan 6-1’lik zafer maçında korudu. O günü yıllarca hafızasında canlı tuttu: “Beyo ğ lu’ndan aldı ğ ımye ş il kaza ğ ın gö ğ süne ay-yıldızı yengem i ş ledi. Ni ş anta ş ı’ndan Dolma- bahçe’ye gidi ş imi hatırlıyorum; yü- rümek de ğ il, sanki uçu ş tu.” Berlin bu uçu ş un zirve noktasıydı. Artık yalnızca Galatasaray’ın kalesini koruyan genç de ğ ildi, Türk futbolunun simgelerinden biriydi. Baba Gündüz Kılıç’ın ona kaptanlı ğ ı teslim etti ğ i an, onun için hep çok özel bir anıydı. Ş öyle anlatıyordu: “Gündüz abi, ‘Çocuklar, bugün size bir müjde verece ğ im, bugünden sonra kaptanımız Turgay olacak.’ dedi. Hepimiz a ğ lamaya ba ş ladık, ona sarıldık.” HakemFaik Gökay bile ş a ş ırmı ş , önde duran genci geriye çekmek is- temi ş ti. Turgay durumu açıklayınca hakemde tebrik etti. Bu devir tes- lim sahnesinin kendisi bile o dönem futbolunun ne güzel hikâyeler barındırdı ğ ını anlatmaya yeterlidir. Kaptanlı ğ ını sahanın içinde oldu ğ u kadar dı ş ında da sürdürdü; arka- da ş larına kol kanat geren, onları hem sahada hemde ya ş amda des- tekleyen bir a ğ abeyi andırıyordu. Millî Takım’daki kaptanlı ğ ı da erken ya ş ta geldi. 14 Mart 1954’te İ spanya ile oynanan Dünya Kupası elemeleri kar ş ıla ş masında ilk kez kaptanlık Turgay Ş eren, kalesini 18 yıl korudu ğ u ve kaptanlı ğ ını yaptı ğ ı Galatasaray’ın ba ş ında bir maça çıkarken... 125 124

RkJQdWJsaXNoZXIy MTc5NTM3Mg==