TamSaha 258. Sayı / Mayıs 2026
Türk Millî Takımı’na kar ş ı “Luce” Lucescu’nun Türkiye ile olan kader birli ğ i, teknik direktörlük yılların- dan çok önce, futbolculuk döne- minde ba ş ladı. Rumen efsane, futbolcu olarak TürkMillî Takımı’na kar ş ı defalarca sahaya çıktı. 1966’da henüz 21 ya ş ındayken Ankara’da oynanan ve 0-0 sona erenmaçta sahadaydı. 1960’ların sonunda ve 70’lerin ba ş ında Balkan Kupası ve hazırlıkmaçları kapsamında Türki- ye’ye kar ş ı defalarca mücadele etti. 1969’da Bükre ş ’te Türkiye’yi 2-0 yendikleri maçta ve 1971’de İ stan- bul’da 1-1 bitenmücadelede oyunun merkezindeki isimdi. Bumaçlar, onun yıllar sonra Türkiye’ye geldi- ğ inde yabancılık çekmemesinin ve Türk futbolcusunun karakterini bu denli iyi analiz etmesinin temelini olu ş turdu. Sahada rakiptik, ama o yıllarda kurulan bu köprü, ileride kazanılacak büyük kupaların ilk habercisi gibiydi. Mircea Lucescu, yıllar sonra ş ampi- yon yapaca ğ ı Be ş ikta ş ’la da ilk kez 1970 yılında, Fuar Ş ehirleri Kupa- sı’nın ilk turunda kar ş ıla ş tı. Dinamo Bükre ş ’in Be ş ikta ş ’ı 5-0 yendi ğ i ome ş hur maçta Lucescu takımın kaptanıydı. İ nönü Stadı’nda oyna- nan ve Be ş ikta ş ’ın 1-0 kazandı ğ ı rövan ş maçında da forma giymi ş , İ stanbul atmosferini ve Türk taraf- tarının tutkusunu bizzat saha içinde ilk kez bu kadar yo ğ un hissetmi ş ti. Lucescu’nun yolu, 1974-75 sezo- nunda Türk futbolunun o dönemki di ş li ekiplerinden Boluspor ile de kesi ş mi ş ti. UEFA Kupası 1. turunda Dinamo Bükre ş ile Boluspor e ş le ş - mi ş ti. Bolu’da oynanan ilkmaçta Lucescu, kaptan olarak takımının ba ş ındaydı. Boluspor omaçı 1-0 kazanarak tarihi bir ba ş arı elde et- mi ş ti. Ancak Bükre ş ’teki rövan ş ta Lucescu’lu Dinamo Bükre ş , Bolu- spor’u 3-0 yenerek elemi ş ti. O yıllarda Türk ve Rumen takımları hazırlık turnuvalarında sık sık kar ş ı kar ş ıya geliyordu. Lucescu, Dinamo Bükre ş ’le katıldı ğ ı çe ş itli hazırlık turnuvalarında Fenerbahçe ve Galatasaray’a kar ş ı da birkaç kez forma giymi ş , özellikle 1960’ların sonunda düzenlenen dostluk kupalarında İ stanbul’a defalarca u ğ ramı ş tı. Hatta 1976 yılında Fener- bahçe’ye transferi gündeme gelmi ş ve Lucescu sarı-lacivertli formayla bir hazırlıkmaçına da çıkmı ş tı. Ancak Romanya devletinin o dö- nemdeki anlayı ş ı bu transferi veto edecek ve Luce’nin Türkiye’ye geli ş i 24 yıl ertelenecekti… Futbolun satranç ustası Mircea Lucescu için futbol, saha içinde çözülmesi gereken bir prob- lemdi. Onun teknik direktörlük felsefesini tek bir kelimeyle özetle- mek gerekirse bu kelime “denge” olurdu. Hücumyaparken savunma güvenli ğ ini asla elden bırakmayan, rakibin zaaflarını bir cerrah titizli- ğ iyle analiz eden bir anlayı ş a sahipti. Türkiye’de bazen “garantici” olarak ele ş tirilse de aslında o bir pragma- tistti. Elindeki kadronun sınırlarını en iyi o bilir ve maksimumverimi alırdı. Onun için 1-0’lık galibiyet, her zaman kontrolü elden bırakılan 4-3’lük bir skordan daha de ğ erliydi. Kariyeri boyunca dokundu ğ u oyun- cuları adeta birer cevher gibi i ş ledi. İ talya’da henüz 16 ya ş ındaki Andrea Pirlo’yu sahaya süren oydu. Shakhtar’da Fernandinho, Willian, Douglas Costa, Luiz Adriano ve Mkhitaryan gibi isimleri ke ş fedip dünya devlerine milyarlarca dolar- lık bedellerle gönderdi. Türkiye’de ise Nihat Kahveci, İ brahimÜzülmez ve Tümer Metin gibi isimlerin kariyer zirvelerini onunla görmesi tesadüf de ğ ildi. Galatasaray’la Avrupa’nın zirvesinde 2000 yılının yazında İ stanbul’a gel- di ğ inde, önünde a ş ılması imkânsız görünen bir çıta vardı. Fatih Terim’in UEFA Kupası’nı kazanan efsane kadrosu ona emanet edilmi ş ti. Lu- cescu, bumirası devralmakla kal- madı, üzerine kendi imzasını attı. Lucescu, Galatasaray’a geldi ğ inde kulüp ekonomik olarak darbo ğ aza girmeye ba ş lamı ş tı. O, yıldız trans- ferler yerine sistemi tamamlaya- cak, “asker” oyunculara odaklandı. Kendi tanıdı ğ ı ve güvendi ğ i oyun- cuları getirdi. Marius Niculae, Radu Niculescu, Florin Bratu ve Gabriel Tama ş gibi isimlerle Rumen eko- lünü Florya’ya ta ş ıdı. Ta ff arel gibi bir efsaneden sonra kaleyi doldurmak zordu, ancak Lucescu’nun ısrarıyla alınan Faryd Mondragon, kulübün tarihine geçecek bir istikrar sem- bolü oldu. Orta sahaya dinamizm katan Batista ve savunmanın bel kemi ğ i olan Stjepan Tomas gibi isimler onun “önce denge” felsefe- sinin transferleriydi. Lucescu yönetimindeki Galatasa- ray, Avrupa’da tambir “deplasman kâbusu” ve “taktik dehası” takı- mına dönü ş tü. Süper Kupa maçında Real Madrid kar ş ısında sahaya çıkan Galatasaray, kâ ğ ıt üzerinde zayıf görülse de Lucescu’nun taktik disipliniyle maçı domine etti. J ardel’in golleriyle gelen 2-1’lik galibiyet, Lucescu’nun Türkiye’deki ilk ve en büyük imzasıydı. Ş ampiyonlar Ligi ise o dönemki statü gere ğ i iki grup a ş aması oyna- nıyordu ve Galatasaray her iki a ş amayı da geçerek çeyrek finale yükseldi. İ lk grupta Milan’ı geride bırakan sarı-kırmızılılar, ikinci grupta Milan ve PSG gibi devleri saf dı ş ı ederek çeyrek finale çıktı. Çeyrek finalin İ stanbul’daki ilk maçında Real Madrid kar ş ısında 2-0 geriye dü ş en Galatasaray, Lucescu’nun devre arası müdahale- siyle maçı 3-2 kazanarak tümdün- yayı ş oka u ğ rattı. Bernabeu’daki rövan ş ta elense de bu yürüyü ş Türk futbolunun zirve noktalarından biriydi. 2001-2002 sezonunda Galatasa- ray’ın elindeki kadro zayıflasa da Lucescu, ekibini “yenilmesi en zor takım” hâline getirdi. Ş ampiyonlar Ligi’nde Barcelona, Liverpool ve Roma ile aynı gruba dü ş en Galata- saray, bu devlerin hiçbirine kendi sahasında geçit vermedi. Roma deplasmanında alınan beraberlik ve ardından çıkan olaylar, Lu- cescu’nun takımını nasıl bir “sa- va ş çı birli ğ ine” dönü ş türdü ğ ünün kanıtıydı. İ lk grup a ş amasında La- zio’yu İ stanbul’da devirerek grup- tan çıkmayı ba ş aran Lucescu, kısıtlı kadrosuna ra ğ men Avrupa’da son ana kadar rekabetçi kalmayı bildi. Galatasaray’daki ikinci yılında, eko- nomik zorluklara ve de ğ i ş en kad- roya ra ğ men ligde ş ampiyonlu ğ a ula ş tı. Ancak sezon sonunda bekle- nen takdir yerine yolların ayrılması, Türk futbol tarihinin en büyük tartı ş malarından birini ba ş lattı. Be ş ikta ş ’la 100. yıl gururu Lucescu, Galatasaray’dan ayrılı ş ı henüz so ğ umamı ş ken Be ş ikta ş Ba ş kanı Serdar Bilgili’nin teklifini kabul ederek siyah-beyazlıların ba ş ına geçti. Bu transfer, sadece bir hoca de ğ i ş imi de ğ il, ligin dengele- rini de de ğ i ş tiren bir hamleydi. Be ş ikta ş ’a 100. yıl ş ampiyonlu ğ unu ya ş atmı ş , Galatasaray’da ise UEFA Süper Kupa’yı kazanmı ş tı. 64 65
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MTc5NTM3Mg==