TamSaha 256. Sayı / Mart 2026

Gönülden Kaleme Türkiye Futbol Federasyonu’nun, futbolun her ya ş tan taraftar için birle ş tirici bir ş ölen olması, müsabaka- ların saygı, Fair Play ve centilmenlik ruhu içinde oynanması amacıyla yürüttü ğ ü farkındalık çalı ş maları kapsamında; Trendyol Süper Lig ve Trendyol Birinci Lig’de oynanacak tümkar ş ıla ş malarda takımlarımız “Futbola A ş ı ğ ız, Küfüre Kar ş ıyız” pankartıyla sahaya çıkıyor. Türkiye Futbol Federasyonu; futbolun ortak de ğ erlerini korumak, tribünleri- mizi küfürden arındırmak ve saygı temelli bir futbol kültürünü birlikte güçlendirmek için tümpayda ş larını bu de ğ erler etrafında kenetlenmeye davet ediyor. Bu pankart, yalnızca küfre kar ş ı bir uyarı de ğ il, futbola duyulan sevginin nasıl ya ş anması gerekti ğ ine dair derin bir sorgulamayı da berabe- rinde getiriyor. Pankarta yazan a ş kın kısa tarifiyle ba ş layalım… A ş k, insanın hembedeninde hemde ruhunda aynı anda ortaya çıkan çok katmanlı bir durumdur. Sadece bir duygu de ğ ildir, biyolojik süreçler ile psikolojik anlamarayı ş ının iç içe geçti ğ i güçlü bir deneyimdir. Özetle a ş k, fizyolojik olarak güçlü bir kimyasal etkile ş im, psikolojik olarak ise derin bir anlamve ba ğ kurma sürecidir. Olgunla ş mamı ş a ş kta ki ş i, sevdi ğ ini bir ihtiyaç nesnesi hâline getirebilir, olgun a ş kta ise sevilen ki ş i bir tamamlayıcı de ğ il, e ş lik edendir. Bu ayrım, a ş kın yıpratıcı mı yoksa besleyici mi olaca ğ ını belirler. Bu tanım yalnızca insan ili ş kileri için de ğ il, bir ta- kıma duyulan yo ğ un ba ğ lılık için de geçerlidir. Futbola duyulan a ş k, aynı za- manda armaya, renklere ve temsil etti ğ i kimli ğ e duyulan bir a ş ktır. Bu nedenle insanın aklına ş u soru gelmesi kaçınıl- mazdır… E ğ er bir insan tutkuyla sevdi ğ i takıma â ş ıksa neden bile bile hem takı- mına hemde futbola zarar verecek dav- ranı ş lar sergiler? İ lk bakı ş ta çeli ş kili gibi görünen bu durum, aslında sevgisizlik- ten de ğ il, sevginin sa ğ lıksız bir biçimde ya ş anmasından kaynaklanmaktadır. Takıma ş kı, do ğ ru sınırlarla kurulmadı- ğ ında yapıcı olmaktan çıkar ve yıkıcı bir hâl alır, tutarsız gibi görünen bu tablo, sevginin yoklu ğ undan de ğ il, sınırlarını kaybetmi ş bir tutkunun varlı ğ ından kaynaklanmaktadır. Taraftar, küfür et- ti ğ inde ya da ta ş kınlık yaptı ğ ında bunun takıma ceza getirece ğ ini aslında bilir, ancak o an duygularını kontrol etme kapasitesi dü ş er ve zihni uzun vadeli sonucu de ğ il, anlık rahatlamayı seçer. Böylece öfke, sevginin önüne geçer ve ki ş i, sevdi ğ i takıma zarar verecek ey- lemlerde bulunmaya ba ş lar. Bu noktada edilen küfür ve yapılan ta ş kınlık, takımı savunmak için de ğ il, içte biriken duy- guyu bo ş altmak içindir. İ nsan ili ş kile- rinde sevgi ile ba ğ ımlılık ço ğ u zaman birbirine karı ş tırılır. Oysa bu iki durum, hembireyin iç dünyasında hemde dav- ranı ş larında çok farklı sonuçlar do ğ urur. Küfrün sosyolojisine bakıldı ğ ında stad- yumlar, günlük hayatta var olan sosyal ve ekonomik ayrımların geçici olarak silindi ğ i nadir alanlar olarak kar ş ımıza çıkar. Futbol maçlarında, statü farkı gözetmeksizin her kesimden insanın toplu ş ekilde küfür etmesi ilk ba- kı ş ta ş a ş ırtıcı görünür. Okumu ş ya da câhil, zengin ya da fakir bir- çok insanın aynı anda aynı dili kullanması, bu davranı ş ın birey- sel de ğ il toplumsal bir zemine dayandı ğ ını gösterir. Statlar, bu yönüyle toplumun bastırılmı ş duygularının görünür hâle geldi ğ i özel alan olmalarının yanında, günlük hayatta var olan statüle- rin geçici olarak askıya alındı ğ ı nadir mekânlardandır. Normal ya ş amda insanlar ünvan- ları, meslekleri ve ekonomik durumlarıyla konumlanırken tribünlerde herkes aynı renkler altında e ş itlenir. Patron ile i ş çi, akademisyen ile ö ğ renci yan yana durur. Toplumda sıkça yapılan bir hata, e ğ itimin duygusal olgun- lukla karı ş tırılmasıdır. E ğ itimbilgi ve statü kazandırır ancak her zaman öfke kontrolü ve duygusal düzenleme becerisi sa ğ lamaz. Bu nedenle stadyumda küfür, sınıfsal ya da e ğ itimsel bir mesele olmaktan çok, duyguları yönete- bilme kapasitesiyle ilgilidir. Bazı taraftarlar için takım, yalnızca bir spor kulübü de ğ ildir, zamanla ki ş inin kimli ğ inin bir parçasına dönü ş ür. Ki ş i kendini takım üzerinden tanımlamaya ba ş ladı- ğ ında, takımın ba ş arısını kendi ba ş arısı, yenilgisini ise ki ş isel bir yenilgi gibi ya ş amaya ba ş lar. Bu güçlü özde ş le ş me, duyguları derinle ş tirirken aynı zamanda kırılgan hâle de getirir. Bireysel psikolojik süreçler, stadyumorta- mında toplumsal bir boyut kaza- nır, takım zarar gördü ğ ünde, taraftar da kendisi zarar görmü ş gibi hisseder. Hakemkararları, kaçan goller ve adaletsizlik duygusu bu kırılganlı ğ ı öfkeye dönü ş türür. Stadyumortamında bireysel sorumluluk duygusu zayıflar, kalabalık içinde ki ş i, normalde tek ba ş ınayken yapmayaca ğ ı davranı ş ları yapmaktan çekin- mez. Grup psikolojisi, bireysel ah- lâkî sınırları bastırır ve ta ş kınlık zamanla normalle ş ir. Ancak tribünlerdeki öfkenin vardı ğ ı en tehlikeli nokta, kutsal kabul edilen de ğ erlerin hedef hâline gelmesidir. Bu noktadamesele yalnızca futbol de ğ il, ahlâk ve vicdanmeselesine dönü ş mekte- dir. Sinkaflı küfürler kime ediliyor, ba ş ımızın tacı dünyadaki melek- lerimiz annelere. Cennet annele- rin ayakları altındadır… Bu söz sadece bir temenni de ğ il, inancı- mızın ve ahlâk dünyamızın en güçlü ölçülerinden biridir. O hâlde insanın kendine ş u so- ruyu sorması kaçınılmazdır… E ğ er anneler bu kadar kutsalsa, neden en a ğ ır sözler onların üzerinden söylenebilmektedir? Kimanne- sini sevmez? Kimannesini dün- yadaki en temiz, en fedakâr varlık olarak görmez? Anneler, evlâtları için uykusuz kalır, korkar, dua eder, kendinden vazgeçer. Böyle bir de ğ erin, stadyumlarda bin- lerce a ğ ızdan koro hâlinde küfürle anılması, sadece bir sportmenlik sorunu de ğ il, derin bir ahlâk çökü ş ünün de i ş aretidir. Hiç kimse kendi annesine küfür edilmesini istemez, buna ra ğ men insanlar neden ba ş kasının anne- sine küfreder? Kendi annesini de ğ erli görüp ba ş kasının annesini de ğ ersiz mi sayar? Yoksa kalaba- lı ğ ın içinde vicdanını askıyamı alır? Oysa herkes bilir ki bugün ba ş kasının annesine edilen küfür, yarın aynı ş ekilde kendi annesine de edilecektir. Din, ahlâk ve insanlık burada aynı noktada bulu ş ur. İ nanç bize ş unu ö ğ retir, ba ş kasına reva gördü ğ ünü kendin için de kabul edebilmelisin. Ahlâk ise ş unu hatırlatır, gücün yetti- ğ ine zarar vermek de ğ il, kendini tutabilmek erdemdir. Tribünlerde edilen küfür, güç de ğ il, kontrol- süzlü ğ ün ifadesidir. Peki, insanlar bunu bile bile neden yapar? Çünkü kalabalık içinde sorumluluk da ğ ılır, günah payla- ş ılır sanılır. O an söylenen sözlerin bir muhatabı olmadı ğ ına inanılır. Fakat inançta da ahlâkta da böyle bir kaçı ş yoktur; söylenen her sözün bir kar ş ılı ğ ı, her incitmenin bir vebali vardır. Tribünlerdeki sözlü ş iddeti ortadan kaldırmak yalnızca polisle, cezayla, yasakla mümkün de ğ ildir; asıl ihtiyaç olan ş ey vicdan e ğ itimidir. Herkes küfür etmeden önce ş unu dü ş ünmelidir, aynı sözler benim anneme, e ş ime ya da kız karde- ş ime söylense ne hissederdim? Saygının olmadı ğ ı yerde spor, e ğ - lence olmaktan çıkar, bu yüzden İ smail Gökçek Futbola a ş ı ğ ız 163 162

RkJQdWJsaXNoZXIy MTc5NTM3Mg==