TamSaha 256. Sayı / Mart 2026

Hellas Verona (1984-85) Devlerin arasında bir ayakkabısız gol 1984-85 sezonunda İ talya’da yazılan hikâye, bugün hâlâ e ş sizdir. Maradona’nın Napoli’si, Platini’nin Juventus’u, Rummenigge’li Inter… Devlerin arasında Hellas Verona vardı. Kimse onların ş ampiyonlu- ğ unu beklemiyordu; hatta hayal bile etmiyordu. Verona, bütçesiyle de ğ il, düzeniyle ayakta duran bir takımdı. Gösteri ş li bir oyunları yoktu ama ne istediklerini çok iyi biliyorlardı. Teknik direktör Osvaldo Bagnoli’nin takımı; savunma güvenli ğ ini mer- kezine alan, sabırlı ve disiplinli bir anlayı ş la oynuyordu. Orta sahadaki denge ve savunmadaki sarsılmaz sertlik, Verona’yı sezon boyunca yarı ş ın içinde tuttu. Preben Elkjær’in Juventus maçında ayakkabısı aya ğ ından çıkmasına ra ğ men çorabıyla attı ğ ı gol, yalnızca bir an de ğ il; o sezonun ruhuydu. O gol, bazen her ş ey eksik olsa bile inancın tek ba ş ına yeterli olabilece- ğ ini dünyaya gösterdi. Ş ampiyonlu- ğ un geldi ğ i son düdükle birlikte tribünlerde kısa bir sessizlik ya- ş andı. İ nsanlar bir tarihin yazıldı ğ ını, imkânsızın gerçekle ş ti ğ ini ancak birkaç saniye sonra idrak edebildi. Verona’nın ş ampiyonlu ğ u, futbolun en saf hâllerinden biri olarak, tekrar edilemeyecek bir efsane ş eklinde hâfızalara kazındı. Bu ş ampiyonlu ğ u futbol tarihinin en romantik sayfalarından biri kılan bir di ğ er detay ise o sezon sahada sa ğ lananmutlak fırsat e ş itli ğ iydi. Hakem atamalarının kura yönte- miyle yapıldı ğ ı o kısa ve özel dönem, futbolun üzerindeki her türlü a ğ ır- lı ğ ı kaldırmı ş ; Verona gibi mütevazî ş ehirlere devlerle aynı hizada durma ş ansı vermi ş ti. Bu sayede Verona’nın zaferi, sadece bir puan mücadelesi de ğ il, oyunun en saf ve yalın hâliyle kazanılmı ş bir onur yü- rüyü ş üne dönü ş tü. Bugün Gialloblu taraftarları için o kupa, paranın ve gücün ötesinde, her ş eyin ş e ff af oldu ğ u bir iklimde inancın neler ba ş arabilece ğ ini kanıtlayan ölümsüz bir simgedir. 1998-99 sezonu Parma için bir altın ça ğ dı. Zirvede uzun kalmadı- lar ama oradayken dünyayı kendilerine hayran bıraktılar. Parma, yıldızları tek tek parlat- maktan çok, onları aynı ritimde oynatabilen bir takımkimli ğ i olu ş turmu ş tu. Kadroda gençli ğ in enerjisiyle tecrübenin dengesi vardı. Bu ff on kalede so ğ ukkanlılı ğ ı tem- sil ederken savunmada Th uramve Cannavaro fizik gücüyle oyunu daraltıyordu. Orta sahadaki sertlik ve disiplin, hücumdaki verimlili ğ in temelini olu ş turuyordu. Parma’nın oyunu hızlıydı ama aceleci de ğ ildi; topu kazandıklarında ne yapacak- larını biliyor, geçi ş anlarını etkili kullanıyorlardı. Crespo’nun ceza sahasındaki bitiricili ğ i, takımın hücumgücünü tamamlayan son parçaydı. Moskova’daki UEFA Kupası finalinde Marsilya’yı 3-0 yendiklerinde bu özgüven sahaya açıkça yansımı ş tı. O gece Parma yalnızca bir kupa kazanmadı; bir futbol aklı, bir takımkimli ğ i tescil- lendi. Bu ff on’unmaç sonrası söyle- di ğ i, “Hayatımda ilk kez bir final maçından korkmadım. Çünkü bu takımın kaybedece ğ ini hiç dü ş ün- medim.” sözü, o dönemin ruhunu anlatıyordu. Parma, kupadan çok bir dönemi; kısa ama parlak bir futbol hâfızasını kazandı. 2008-09 sezonuWolfsburg için bir hücummasalıydı. Almanya’nın bir fabrika kentinden çıkan bu hikâye, sezon boyunca hücumgücüyle ş ekillendi. Wolfsburg’un oyunu karma ş ık de ğ ildi; ama son derece netti. Topu kazandıklarında hızlanı- yor, savunma arkasına yaptıkları ko ş ularla rakipleri hazırlıksız yakalıyorlardı. Bu düzeninmerkezinde Edin D ž eko ve Grafite vardı. İ ki forvet toplamda 54 gol atarak Bundesliga tarihine geçti. D ž eko’nun fizik gücü ve ceza sahası etkinli ğ i, Grafite’nin yaratıcı- lı ğ ıyla birle ş ti ğ inde durdurulması zor bir hücumhattı ortaya çıktı. Orta saha bu ikiliyi sürekli besleyen bir yapıdaydı; savunma ise hücu- mun yükünü dengeleyen sa ğ lambir blok olu ş turuyordu. Ancak bu hücummakinesinin di ş li- leri sadece forvetlerden ibaret de- ğ ildi. D ž eko ve Grafite’nin arkasında, oyunu bir satranç ustası gibi yöne- ten Zvjezdan Misimovic vardı. O sezon yaptı ğ ı tam 20 asist, forvet hattının neden bu kadar ölümcül oldu ğ unun gizli yanıtıydı. Ayrıca bumasalınmimarı FelixMagath’ın takıma a ş ıladı ğ ı ‘demir disiplin’, oyuncuların 90 dakika boyunca bir fabrika bandı titizli ğ iyle çalı ş masını sa ğ lıyordu. Brezilya’nın yaratıcılı ğ ı ile Balkanların so ğ ukkanlılı ğ ı, Ma- gath’ın kondisyon yüklemeleriyle birle ş ince ortaya durdurulması imkânsız bir futbol ihtilâli çıktı. Grafite’nin Bayern Münih savunma- sını ipe dizip topukla attı ğ ı unutul- maz gol, sezonun simgesi hâline geldi. O an yalnızca estetik bir gol de ğ il; Wolfsburg’un özgüveninin ve cesaretinin ifadesiydi. Son hafta Werder Bremen kar ş ısında alınan 5-1’lik galibiyetleWolfsburg, tari- hinde ilk ve tek kez Almanya’nın zirvesine çıktı. Bu ş ampiyonluk, futbolun bazen en beklenmedik adreslere u ğ rayabildi ğ inin güçlü bir hatırlatıcısıydı. Bu hikâyeler bir daha ya ş anmaz, zaten ya ş anmak için de yazılmadı. Onlar, bir sezonun içine sıkı ş mı ş ölümsüz anılardı. Bir ş ehrin aynı anda nefes aldı ğ ı ak ş amlar, bir tri- bünün tek bir golle önce sustu ğ u, sonra yeri gö ğ ü inletti ğ i o dakika- lar… Bu takımların ço ğ u zirveye bir daha çıkamadı; ama bıraktıkları iz, o ş ehrin sokaklarında asılı kaldı. Çünkü futbol bazen kupalarla de ğ il, kalpte açtı ğ ı bo ş lukla ve o bo ş lu ğ u dolduran hatıralarla hatırlanır. Yıllar sonra bir dükkânda o sezona ait bir formayı gördü ğ ünüzde veya rüzgâr eski bir mar ş ı kula ğ ınıza fısıldadı- ğ ında, her ş ey kaldı ğ ı yerden yeni- den ba ş lar. Unutulmayan sezonlar; tabeladaki sonuçlardan de ğ il, ömür boyu ta ş ınacak o saf duygulardan olu ş ur. 110 111 Parma (1998-99) - Kısa süren bir altın ça ğ Wolfsburg (2008-09) - Bir hücumhikâyesi

RkJQdWJsaXNoZXIy MTc5NTM3Mg==