TFF
ANA SAYFA
TFF
MİLLİ TAKIMLAR
LİGLER
KUPALAR
FGD
BİLGİ BANKASI
 
 
Yekta Kurtuluş: "Performansımı evliliğe borçluyum" 31.12.2009
Yekta Kurtuluş: "Performansımı evliliğe borçluyum"

Gazeteci bir anne babanın oğlu. Özel okullarda eğitim aldı, Ege Üniversitesi BESYO'da okuyor ve iyi derecede İngilizce biliyor. Altyapısından yetiştiği İzmirspor'da 14 yıl forma giydikten sonra Kasımpaşa'ya geldi. 3 sezondur lacivert-beyazlı takımda oynuyor. Bu sezon gösterdiği performansla futbolseverlerin favorileri arasına girmeyi başardı. Sürati, çabukluğu ve oyun zekâsıyla öne çıkıyor. Yaptığı patlamayı 6 ay önce yaptığı evliliğin hayatını düzene sokmasına bağlıyor.

Röportaj: Mazlum Uluç / TamSaha

Bu sezon Kasımpaşa yükselen bir performans gösteriyor ve sadece elde ettiği sonuçlarla değil oynadığı futbolla da dikkat çekiyor. Bu başarıda payı olan oyunculardan biri olarak Yekta Kurtuluş'u bize biraz anlatır mısın?

11 Aralık 1985 İzmir doğumluyum. Futbola 7 yaşında İzmirspor'da başladım. Yaklaşık 14 sene orada oynadım. 18 yaşında profesyonel oldum.

Ailenden bahseder misin biraz?

Annem ve babam gazeteci. Ben ailenin tek çocuğuyum. Ama hiçbir zaman tek çocuk olmanın sıkıntısını yaşamadım çünkü hep kuzenlerimle beraberdim. Dolayısıyla kardeş eksikliği hissetmedim.

Ailen futbolcu olmana nasıl baktı?

Annem ve babamın futbolla pek fazla ilgileri yok. Şu anda Narlıdere Başkanı olan eniştem Abdül Batur sayesinde futbolcu oldum diyebilirim. İyi bir futbolcuydu ve üniversitede okuduğu dönemde Narlıderespor onu maçlara uçakla getirip götürürdü. Ben de sürekli onu izleyerek büyüdüm ve onun etkisiyle futbolcu oldum.

Futbol oynarken eğitimini nasıl sürdürdün?

Ege Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğrencisiyim ama derslere giremediğim için devamsızlık nedeniyle sürekli sınıfta kalıyorum. Mesleğimin eğitimini alıyorum ama bu konuda bize hiçbir kolaylık sağlanmağını da söylemelim.

Peki, üniversiteye gelene kadar nasıl bir öğrenciydin?

Aslında başarılı bir öğrenciydim. Balçova İlköğretim Okulu'nun ardından Özel Ege Lisesi'nde, Özel Avni Akyol Lisesi'nde okudum ve futbol hayatımın yoğunlaştığı son dönemde de İnönü Lisesi'nde mezun oldum.

Özel okullarda eğitim aldığına göre yabancı dil biliyorsundur.

Oldukça iyi düzeyde İngilizce biliyorum.

Futbolu zevk alarak oynuyorum

Futbolcu olma motivasyonun neydi? Eniştene özendiğini anlattın ama para kazanmak, şöhret sahibi olmak gibi düşünceler var mıydı kafanda?

Futbola başlamamın altından aslında ailemin, "Bu çocuk spor yapsın da serseri olmasın" düşüncesi vardı. Klasik tabirle "gençleri kahve köşelerinden kurtaralım" mantığı yani. Daha sonra futbolu sevdim. Antrenmanlarda vaktin nasıl geçtiğini anlamıyordum. Bütün dertlerimden, tasalarımdan uzaklaşıyordum. Kafamda futboldan para kazanma düşüncesi hiç yoktu. Çünkü Allah'a şükür ailemin maddi durumu iyi. Para hırsıyla girmedim bu işe. Her zaman zevk alarak futbol oynadım, hâlâ da öyleyim. Çocukken de zamanımın çoğunu evde değil dışarıda top oynayarak geçirdim. Mesela bana hediye alırken hiç oyuncak araba almamışlardır. Hediyelerim her zaman futbol topu olurdu.

Bugüne kadar pek çok antrenörle çalışmışsındır ama üzerinde en fazla emeği bulunan teknik adamlar hangileriydi?

İzmirspor'da İsmail Hamarat, Altan Çetindağ ve Yıldırım Urhan'ın üzerimdeki emekleri gerçekten çok büyük. Aslında beni ilk yedek bırakan hocam da İsmail Hamarat'tır ama bunun benim daha iyi olmam için yapılan planlı bir davranış olduğunu da çok iyi biliyorum.

Futbol oynayan her genç oyuncunun kafasında "Onun gibi olayım" dediği yıldızlar vardır. Senin de benzemek istediğin böyle bir oyuncu var mıydı?

Ben hep farklı mevkilerde oynadığım için idollerim de değişti. Sağ bek oynadığım dönemdeki idolüm Fatih Akyel'di. Galatasaray'da çok başarılı bir dönem geçiriyordu. Daha sonra Kasımpaşa'da onunla birlikte oynama şansını da yakaladım. Daha sonra orta saha oynadığım dönemde idolüm Tugay Kerimoğlu oldu. Şu dönemde ise bir idolüm yok.

Oynadığın mevkilerin farklı olduğunu söyledin. Bugün de orta sahanın sağında görev alıyorsun. Futbola başladığında ilk mevkiin hangisiydi?

Ben hep kendimden daha büyük yaş gruplarıyla oynadım. Kendi yaş kategorimde forvet ikilisinin arkasında oynarken, büyük takımlarda sağ bek olarak görev alıyordum. İzmirspor'da ilk profesyonel olduğumda da sağ bektim. Daha sonra Yıldırım Urhan Hocam beni ön libero olarak değerlendirdi. Kasımpaşa'ya transferim ise sağ bek olarak gerçekleşti. Ancak Kasımpaşa'da Werner Lorant beni orta sahanın sağında hücuma dönük bir oyuncu olarak kullanmayı tercih etti ve şimdi de bu şekilde devam ediyorum.

Peki, sen nerede oynamaktan mutlusun? Ya da daha doğru bir deyimle hangi bölgede daha verimli olduğunu düşünüyorsun?

Sahanın içinde olduğum sürece bir sorun yok. Nerede oynadığım değil, ilk on birde olmam önemli.

Kasımpaşa'da zaman zaman yedek kaldığın dönemler de oldu. Yedek kalmak neler hissettiriyor sana?

Futbolcu hangi takımda olursa olsun, yetenekleri kısıtlı bile olsa oynamak istiyor. Çünkü sahanın içinde olmak bambaşka bir duygu. Yedek kalmak açıkçası üzüyor insanı.

Ümit Karan'ın yedek kaldığı dönemle ilgili şöyle bir yorumu vardı; bazen oyunu kenardan izlemenin oyuncunun iç muhasebesini yapmasına yardımcı olduğunu ve dolayısıyla gelişimine katkıda bulunduğunu söylüyordu. Bu görüşe katılıyor musun?

Doğru. Dışarıdan her şey çok daha iyi görünebiliyor. Saha içindeyken sadece kendi bölgenizde neler yaptığınızı görebiliyorsunuz. Ama kenardan oyunun bütünüyle ilgili bir fikriniz olabiliyor. Yine de ben kenarda olmaktan hoşlanmıyorum.

İzmirspor'daki çıkışın nasıl gerçekleşti? 2. Lig'den Turkcell Süper Lig'e sıçramayı nasıl başardın?

Aslında Kasımpaşa'ya gelmeden önce birçok takım beni istemişti. Ben de ayrılmayı istiyordum çünkü İzmirspor'daki gelişimimi tamamlamıştım. Artık gerilemeye başladığımı hissediyordum. İzmirspor'un niyeti ise benden daha fazla para kazanmaktı. Bu nedenle transferim biraz uzadı. Son sezonumda yine de iyi futbol oynadım ve Kasımpaşa'ya transfer oldum.

Kasımpaşa'daki ilk sezonunda küme düşme talihsizliğini yaşadın. Böyle bir olayla karşılaşmak oyuncuya neler hissettiriyor?

Küme düşmek berbat bir şey. Kimsenin başına gelmesini dilemem. Biz herhalde o dönemde Turkcell Süper Lig'i kaldırabilecek bir takım değildik. İlk yarıyı 9 puanla tamamlamıştık. Daha sonra Uğur Tütüneker Hoca geldi ve ikinci yarıda 21 puan topladık ama bu çabamız da ligde kalmaya yetmedi.

Süper Lig daha kolay

Üç farklı ligde oynamış bir oyuncu olarak bu ligler arasında ne gibi farklar görüyorsun?

Özellikle 2. Lig'deki futbol rakibin oyununu bozmak üzerine kuruludur. Takımlar çok fazla pas yapmayı, risk almayı yani futbol oynamayı düşünmez. O açıdan bakıldığında Turkcell Süper Lig'de oynamak daha kolay. Herkes kendi yeteneğini ve kalitesini göstermeye çalışıyor.

Bu anlamda Avrupa'nın önde gelen ligleriyle Turkcell Süper Lig'i kıyaslarsan nasıl bir değerlendirme yapabilirsin?

Bir kere İngiltere Ligi'ni hiçbir ligle kıyaslayamam. İngiltere Ligi bir futbolcunun zevk alabileceği tek lig. Biraz da İspanya tabii… Aslında Turkcell Süper Lig de söylendiği ya da zannedildiği kadar kalitesi düşük bir lig değil. Sadece biz öyle gösteriyoruz. Medyası, yöneticisi ve futbolcusu böyle bir imaj oluşturuyor. Oysa bu ligde çok kaliteli oyuncular var.

Bir yandan söylediğin doğru ama özellikle yabancı teknik adamlar ya da futbolcularla konuştuğumuzda Turkcell Süper Lig'de taktik anlamda problemler olduğunu söylüyor.

Bu durum altyapı eksikliğinden kaynaklanıyor. Bizim ligimizde oyuncular saha içinde görev alanlarının dışına çıkıp doğaçlama davranışlar sergileyebiliyor. Ama oyuncularımız Avrupa'ya gittiklerinde bir sıkıntı yaşamıyor. Önümüzde birçok başarılı örnek var. Demek ki Türk oyuncusunun yetenekleri sözünü ettiğimiz önemli liglerde oynamaya müsait.

Bir futbol yazarı olsan, özellikleri ve varsa eksikleriyle Yekta Kurtuluş'u nasıl tanımlardın?

Olumsuz yönlerimi söylersem dahi iyi olur. Galiba biraz golden uzağım. Gol attırmaktan daha fazla zevk alıyorum. Eksik tarafım gol atmayı çok fazla düşünmemem olabilir. Bir de zaman zaman oyun içinde dalıyorum, duygusal davranıyorum. Konsantrasyonumu biraz daha yüksek tutmam gerekiyor.

Sen özelliklerini anlatmaktan imtina ediyorsun madem, o zaman "Antrenörlerin senin hangi yönlerini beğeniyorlar?" diye sorayım.

Süratli ve çabuk olduğumu söylüyorlar. Bir kısmı da oyun zekâmı beğeniyor.

İyi futbolcuları izleyerek gelişiyorum

Futbol gelişmeye açık bir oyun. Öğrenmenin ve kendini geliştirmenin de yaşı yok. Van Hooijdonk 36 yaşında hâlâ saatlerce frikik çalışması yapıyordu. Sen de özel antrenmanlarla kendini geliştirmeye çalışır mısın?

Ben daha çok mental olarak kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Dünya futbolundaki önemli oyuncuların maçlarını izliyorum ve hangi pozisyonlarda nasıl davrandıklarını gözlemliyorum. Maçı izlerken oyunun genelinden çok o oyunculara odaklanıyorum. Faydasını da görüyorum açıkçası.

Bu anlamda hangi oyuncuları izliyorsun?

Iniesta ve Xabi Alonso özel olarak takip ettiğim oyuncular.

İkisi de orta alanın ortasında görev yapan oyuncular. "Nerede oynarsam oynayayım" demene rağmen galiba gönlünde o bölge yatıyor.

Biraz öyle. Topla haşır neşir olmayı seviyorum çünkü.

Türkiye'de genç oyunculara verilen şansı yeterli buluyor musun?

Yavaş yavaş genç oyuncular takımlarda şans bulmaya başladı. Bence eskisiyle kıyaslanamayacak kadar fazla genç oyuncu takımlarında oynayabiliyor. Kasımpaşa'da da Barış Başdaş ve Şahin Taşkıran bu anlayışın önemli örnekleri.

Trabzonspor ve Fenerbahçe maçlarının ardından adın medyanın da gündemi girdi. Hatta bir yazar seni Galatasaray'ın alması gereken oyuncular listesine koydu. Bu tip gelişmeler seni nasıl etkiliyor?

Bana onur veriyor. Galatasaray gibi bir camiayla adımın geçmesi bile beni mutlu ediyor. Bu tip haberler ve yazılar beni motive ediyor, cesaret veriyor.

Bir takıma körü körüne bağlanmayıp da sadece futbol izlemek isteyen insanların ilk tercihi haline geldi Kasımpaşa. Sadece Trabzonspor ve Fenerbahçe'ye yendiğiniz maçlarda değil, Galatasaray ve Beşiktaş'a kaybettiğiniz maçlarda da büyük beğeni toplamıştınız. Nedir Kasımpaşa'nın oynadığı bu futbolun sırrı?

Yılmaz Hoca geldiğinden itibaren yaptığımız idmanlar tamamen pasa dönük. Dolayısıyla antrenmandaki bu yoğun çalışmanın semeresini maçlarda da çabuk ve isabetli pas yaparak alıyoruz. Ortaya da hem göze hoş gelen bir futbol çıkıyor hem de oyunun hâkimiyeti elimizde oluyor. Bir de yapılan son transferlerle Turkcell Süper Lig'de uzun yıllar forma giymiş çok tecrübeli oyuncular aramıza katıldı.

Kalitesiz yabancılar, kaliteyi düşürüyor

Bir de yabancısız oynayan takım sayılırsınız. Birçok takımın 8 yabancılı kadrolarına ve "Yabancı kontenjanı kaldırılsın" taleplerine karşılık Kasımpaşa'nın ilk on birinde Moritz dışında banko oynayan yabancı oyuncu bulunmuyor.

O da Adanalı zaten (Gülüyor). Moritz mükemmel Türkçe konuşmasının yanı sıra okuyor ve yazıyor. Kasımpaşa'da ortaya çıkan bu tablo Yılmaz Hocanın cesaretinin bir ürünü. Fenerbahçe maçında sadece iki yabancımız vardı ama neler yaptığımız herkes gördü. Türk futbolunun kalitesiz görünmesinin nedenlerinden birisi de yabancı oyuncular. Kaliteli olanların yanı sıra çok sayıda kalitesiz yabancı oyuncu geliyor ülkemize. Kasımpaşa, Türk oyuncusuna güvenildiği takdirde neler yapılabileceğinin en belirgin örneği bence.

Yılmaz Vural oyuncusuna güvenen, bu arada kendisine de güvenen bir teknik direktör. Rahatlıkla ortaya çıkıp, "Milli Takım Teknik Direktörlüğünü bana verin" diyebiliyor. Onu yakından tanıyan biri olarak bu isteğini nasıl değerlendiriyorsun?

Ben Yılmaz Hocanın başarılı olacağına inanıyorum. Kendisinin de söylediği gibi Trabzonspor dışında büyük takımlarda görev almamış, küçük takımlarda büyük işler başarmış bir teknik direktör. Milli Takım'ın başında güzel işler yapabileceğine, takımını iyi noktalara getirebileceğine inanıyorum. En azından pas yapabilen, oyunun kontrolünü elinde bulundurabilen bir Milli Takım çıkartır ortaya.

Kasımpaşa'ya dönersek, sayı olarak az ama ateşli bir taraftar grubuna sahipsiniz. Senin taraftarla diyalogların nasıl?

Dediğiniz gibi gerçekten de takımına bağlı bir taraftar grubumuz var. Sağ olsunlar beni de seviyor ve destekliyorlar. Ancak ben oyuncuların taraftarlarla içli dışlı olmasını doğru bulmuyorum. Çünkü yeri geliyor kötü oynuyorsunuz, hata yapıyorsunuz. O dönemde içli dışlı olduğunuz insanlar size farklı tepkiler gösterebiliyor. Bu da daha çok can sıkar herhalde.

Bugüne kadar hiç milli formayı giymemiş bir oyuncu olarak gelecekteki hedeflerin arasında Milli Takım da var mı?

Benim seçilmediğim yaşlarda Genç Milli Takımlarda forma giyen birçok oyuncu şu anda kahve köşelerinde oturuyor. Çok fazla golü düşünen bir oyuncu olmadığımı söyledim ama altyapılarda sağ bek oynadığım dönemde bile her sezon en az 10 golüm vardı. O dönemdeki performansım bugünkünden daha iyiydi. Milli Takımlarda forma giymemiş olmamı belki saha içinde biraz agresif oynamama bağlayabilirim. Yoksa o dönemde Genç Milli Takımlara giden oyunculardan bir eksiğim olduğunu düşünmüyorum. Bugün elbette Milli Takım'da oynama hedefim sürüyor.

Bugünkü kadroya baktığında kendini Milli Takım'da oynayabilecek kapasitede görüyor musun?

Bana sorarsanız, her takımda oynarım. Zaten böyle söylemezsem sıkıntı olur. Oyuncu kendisini oynayacak düzeyde görmüyorsa bu işi yapmasının bir anlamı kalmaz.

Gelecekle ilgili kariyer planlamanda neler var?

Her futbolcunun olduğu gibi benim de büyük takımda oynama hevesim var. Avrupa'ya gitmektense büyük takımla Avrupa kupalarında başarılı olmak istiyorum. O başarıyı yakaladıktan sonra Avrupa'da oynamak da güzel olur

Özel hayatında neler var?

6 aydır evliyim ve bence performansımın yükselmesindeki en önemli etken de eşim. Bana büyük destek veriyor. Evlilik insana daha düzenli bir hayat sağlıyor. Bekârken sizi eve bağlayacak bir şey olmadığı için gezip tozabiliyorsunuz ama evlendikten sonra artık hayatı paylaştığınız birisi ve ona karşı sorumluluklarınız var. Artık evden işe, işten eve yaşıyorum. Dışarı çıkacaksam da eşimle birlikte çıkıyorum. Sinemaya gitmeyi, birlikte seyahat etmeyi seviyoruz. Genellikle eski takım arkadaşlarımın bulunduğu Konya'ya veya İzmir'e gidiyorum. Sık sık Marmaris'teki ailemi ziyaret ediyorum.

Hobilerin var mı?

Araba kullanmayı ve arabayla uğraşmayı seviyorum. Geçen ay bir BMW 3.20 aldım. Eskiden arabamızın tamir işlerini babamla birlikte yapardım. O nedenle arabadan ve motor işlerinden anlıyorum. Onun dışında tekne kullanmayı seviyorum. Marmaris'te bir yelkenli teknemiz var. Baba tarafım Rizeli olduğu için damarlarımda denizci kanı dolaşıyor. Bu arada eşimle birlikte televizyonda dizi izlemeyi seviyorum. Favorilerim Ezel ve Geniş Aile.

Site İçi Arama
Detaylı Arama
 
 
 

İletişim | Site Haritası | Kopya Hakları | Kullanım Şartları | Sponsorlar
Tüm hakları Türkiye Futbol Federasyonu'na aittir.