TamSaha 258. Sayı / Mayıs 2026
Gönülden Kaleme Sabah güne ş i küçük bah- çesi olan tek katlı evlerinin penceresin- den üç karde ş in yattı ğ ı odaya perdenin ucundan süzülerek girdi. Camkenarında yatan üç karde ş in büyü ğ ü on iki ya ş ındaki Fatima için uyanma vakti gelmi ş ti. Uykulu gözlerini ovu ş turdu, gözlerini açar açmaz küçük karde ş ine döndü, onu uyandırdı, giyinmesine yardım etti ve okula yeni ba ş layan kız karde- ş iyle okulun yolunu tuttu. Bu onun için bir görev de ğ il, hayatının do ğ al bir parçasıydı. Fatima, ya ş ından beklenmeyecek bir bilinçle hareket eden bir çocuktu. Evlerinde çöpler mutlaka ayrı ş tırılır, piller ayrı bir yerde biriktirilirdi. Bu alı ş kanlı ğ ı ailesine kazandırmak kolay olma- mı ş tı ama vazgeçmemi ş ti. Ona göre do ğ a, korunması gereken bir emanetti ve bu emanet ihmale gel- mezdi. Hayvanlara kar ş ı duyarlılı ğ ı ise onun en belirgin özelliklerinden biriydi. Bir gün trafik kazasında arka ayakları ezilen bir köpekle kar ş ıla ş mı ş , götürdü ğ ü veteriner köpe ğ in bir daha yürüyemeyece- ğ ini söylemesine ra ğ men köpe ğ i sahiplenmi ş ti. Fatima için bu bir son de ğ ildi, sahiplendi ğ i köpe ğ e “Bahtsız” adını vermi ş ve arka ayakları için tekerlekli bir düzenek yaptırmı ş tı. Kısa süre sonra Bahtsız, bahçede yeniden hareket etmeye ba ş lamı ş tı. Fatima’nın dünyasında imkânsız diye bir ş ey yoktu, sadece çözümü henüz bulunmamı ş durumlar vardı. Okulda ise farklı bir yönü dikkat çekiyordu… Fatima sadece dersle- rini yapan bir ö ğ renci de ğ ildi, sor- gulayan, ara ş tıran ve anlamaya çalı ş an bir zihne sahipti. Sordu ğ u sorular ço ğ u zaman ö ğ retmenlerini bile dü ş ündürüyordu. O, bilgiyi ezberlemek için de ğ il, hayatla ili ş kilendirmek için ö ğ reniyordu. Fatima’nın hayatındaki en güçlü ba ğ ise babasıydı… Onunla konu- ş ur, tartı ş ır, birlikte dü ş ünürlerdi. Babası, Fatima’nınmerakını besle- yen en önemli kaynaktı. Her soru- suna cevap veremese bile ona hep ş unu söylerdi, do ğ ru soruyu sor- mak, cevabın yarısıdır. Ancak bir gün, bu güçlü ba ğ ın içinde yeni bir mücadele ba ş ladı. Fatima, babasını alı ş ık olmadı ğ ı bir zamanda çar ş ıda gördü. Eve dönerlerken babasının birkaç kez tökezlemesi dikkatini çekti. Bu durumu sıradan bir yor- gunluk olarak görmedi, “Baba, bu normal de ğ il, bir doktora görün- melisin” dedi. Babası kızına söz verdi ve bu sözün ardından ba ş la- yan süreç, birçok test ve doktor görü ş mesiyle devam etti. Sonunda bir te ş his konuldu; ALS, yani Ami- yotrofik Lateral Skleroz. Fatima için bu sadece bir hastalık adı de ğ ildi, bu, anlaması gereken bir gerçekti. Ara ş tırdı, okudu, notlar aldı. ALS’nin, beyindeki ve omurilikteki motor sinir hücrelerini etkileyen, ilerleyici, ölümcül bir hastalık oldu- ğ unu ö ğ rendi. Zamanla kasların za- yıflamasına neden oluyor, ki ş inin hareketlerini kısıtlıyordu. Yürüme, konu ş ma ve günlük ya ş ambeceri- leri giderek zorla ş ıyordu. Ama Fati- ma’nın dikkatini en çok çeken ş ey ş uydu, zihin ço ğ u zaman sa ğ lam kalıyor, bedense yava ş yava ş sınırlandırılıyordu. Bu durumonun iç dünyasında derin bir etki bıraktı; sadece bilgi edinmekle yetinmedi. ALS ile ilgili derneklerle ileti ş ime geçti, hastala- rın ya ş adı ğ ı süreci, alınabilecek önlemleri, do ğ ru bakımın önemini ö ğ rendi. Erkenmüdahalenin has- tanın ya ş amkalitesini artırabildi- ğ ini fark etti, ö ğ rendiklerini babasıyla payla ş tı. Doktor kontrol- lerini takip etti, gerekli adımların atılmasına yardımcı oldu. Ya ş ına ra ğ men süreci anlamaya ve yönet- meye çalı ş an bir bilinç geli ş tirmi ş ti. Ama asıl de ğ i ş im, onun içinde ger- çekle ş ti. Bir ak ş ambabasının ya- nında otururken kararını açıkladı, “Ben bilim insanı olaca ğ ım.” Babası ona baktı, Fatima devam etti: “Senin gibi insanların çaresiz kalmaması için ömrümün sonuna kadar çalı ş aca ğ ım, bu hastalıkların bir gün durdurulması için.” Bu cümle bir hayal de ğ il, bir yön belirlemeydi. Babası konu ş makta zorlanıyordu ama gözleriyle ona destek verdi. O an, aralarındaki ba ğ daha da güçlendi. Zaman ilerledikçe hastalık da ilerledi ama aynı zamanda ba ş ka bir ş ey de büyüdü; “mücadele.” Fatima hayatına devam etti, karde- ş ine destek oldu, okuluna gitti, derslerine daha çok çalı ş tı, bahçe- deki Bahtsız’ı ihmal etmedi. Çünkü o artık sadece iyi bir çocuk olmakla yetinmiyordu, bir amacı vardı. Kendine verdi ğ i söz, onun en güçlü motivasyonu olmu ş tu: “Çaresiz hastaları çaresiz bırakmayaca ğ ım.” Bugün ALS hâlâ kesin tedavisi bulunamayan hastalıklar arasında yer almaktadır. Ancak bilimsel ça- lı ş malar, erken te ş his, do ğ ru bakım ve bilinçli yakla ş ımın hastaların ya ş am süresi ve kalitesi üzerinde önemli etkiler olu ş turdu ğ unu gös- termektedir. Fatima’nın babasının hastalıkla ilgili hikâyesi bize ş unu hatırlatır, bir hastalık, sadece bir bedeni de ğ il, bir aileyi etkiler ama aynı zamanda bir çocu ğ un içinde büyük bir kararlılı ğ ı da do ğ urabilir. Ve bazen bir insanın verdi ğ i söz, bir günmilyonlarca insanın umudu olabilir. Bir okul bahçesini dü ş ünelim, co ğ rafyası önemli de ğ il, hangi ülke oldu ğ u, hangi dili konu ş tukları da… Çünkü çocukluk, dünyanın her ye- rinde aynı dildir. Teneffüs zili çalar, kapılar açılır, çocuklar bahçeye da ğ ılır; kimi ko ş ar, kimi güler, kimi oyuna dalar. Bir kö ş ede voleybol oynanır, ba ş ka bir kö ş ede basket- bol. Bazıları yere çizimler yapar, bazıları hayallerini anlatır ve o an, aslında çok kıymetli bir ş ey olur, gelecek konu ş ur. Bir çocuk “Ben doktor olaca ğ ım.” der, ba ş ka biri “Ö ğ retmen olaca ğ ım.” Bir di ğ eri dünyanın tanıdı ğ ı ressamolaca ğ ını anlatır, di ğ erleri yazar, mimar, mühendis onlarca farklı meslek sıralar. Belki isimler de ğ i ş ir, belki hayallerin ş ekli de ğ i ş ir ama öz aynı kalır; insan olma ve insanlı ğ a dokunma arzusu. İ ran’da ya ş ayan Fatima da ömrü- nün sonuna kadar çaresiz hasta- lıkların tedavilerinin bulunması için çalı ş aca ğ ına söz vermi ş ti. Ne- reden bilecekti ki, baktı ğ ı her ş eyi dolar olarak gören ABD Ba ş kanı Trump’ın yanına Hitler’in 21. yüzyıl versiyonu Netanyahu’yu alarak ülkesine saldıraca ğ ını ve ilk hedef- lerden birinin okulu olaca ğ ını. ABD’nin okuluna attı ğ ı füze Fatima’nın yanında onlarca kız çocu ğ unun ölümüyle sonuçlanmı ş , ya ş anacak seneler ve hayaller son bulmu ş tu. İş te bu yüzden bir çocu- ğ un kurdu ğ u hayal, sadece kendi- sine ait de ğ ildir. O hayal, insanlı ğ ın ortakmirasıdır. Çünkü o hayalin içinde bir hayat kurtarmak, birine yol göstermek, bir yarayı sarmak, bir kalbe dokunmak vardır. Ya ş am hakkı tamda burada ba ş lar. Ya ş am hakkı sadece bir insanın nefes al- ması de ğ ildir. Ya ş amhakkı, o nefe- sin anlambulabilmesi, bir hayale dönü ş ebilmesi ve o hayalin gerçe ğ e dönü ş me ihtimalidir. Bu yüzden bir çocu ğ un hayatı elinden alındı ğ ında, kaybedilen sadece bir birey de ğ ildir. Kaybedilen, gerçekle ş me ihtimali olan sayısız iyiliktir… Dün- yanın neresinde olursa olsun, bir çocu ğ un ölümü yerel bir olay de ğ il- dir, bu evrensel bir eksilmedir. Acı milliyet tanımaz, kayıp, dil bilmez… Çünkü bir annenin gözya ş ı dünya- nın her yerinde aynı akar. Bu yüz- den ya ş amhakkı da yerel de ğ il, evrenseldir. Hiçbir co ğ rafya, hiçbir ideoloji, hiçbir çıkar bir çocu ğ un ya ş amhakkından daha büyük de ğ ildir. Çünkü ya ş amhakkı, bütün hakların temelidir. O yoksa di ğ er hiçbir ş eyin anlamı kalmaz. Amamesele sadece ölmek ya da ölmemek de de ğ ildir. Bir çocuk korku içinde büyüyorsa, bir çocuk hayal kurmaktan vazgeçiyorsa, bir çocuk gelece ğ e dair umut besleye- miyorsa, tıpkı Gazze’de ölümden kurtulan ve her an ölümkorku- sunu ya ş ayan çocuklar gibi, orada ya ş amhakkı eksik ya ş anıyordur. Çünkü ya ş amhakkı, sadece var olmak de ğ il, insanca var olabil- mektir. Bugün dünyanın farklı yer- lerinde farklı nedenlerle çocuklar hayallerinden koparılıyor. Kimi sava ş la, kimi yoksullukla, kimi ihmalle, kimi de görünmeyen sistemlerin baskısıyla. Sebep ne olursa olsun sonuç de ğ i ş miyor, yarımkalan hayatlar, eksilen insanlık. Oysa bir çocu ğ un de ğ eri, kim oldu ğ u, nerede do ğ du ğ u ya da hangi ş artlarda büyüdü ğ üyle ölçülemez… Bir çocu ğ un de ğ eri, insan olmasıdır. Ve insan olmak, e ş it bir ya ş amhakkına sahip olmak demektir. Bu yüzden ya ş am hakkını savunmak, sadece bir hukukî mesele de ğ il, aynı zamanda bir vicdanmeselesidir. Soru ş udur: “Biz, dünyanın her- hangi bir yerinde bir çocu ğ un hayali yarımkaldı ğ ında bunu gerçekten hissedebiliyor muyuz?” E ğ er hissedebiliyorsak, hâlâ umut var demektir. Çünkü insanlı ğ ı ayakta tutan ş ey, ortak acıyı his- sedebilme yetene ğ idir. Belki de en temel sorumlulu ğ umuz, çocukların sadece hayatta kaldı ğ ı de ğ il, hayal- ler kurabildi ğ i bir dünya için çaba göstermektir. Çünkü bir çocu ğ un hayali, sadece onun gelece ğ i de ğ il, insanlı ğ ın yarınıdır. Sordu ğ um sorunun güncel bir örnek çerçeve- sinde cevabını siz verin. Netan- yahu, Gazze’de soykırımyapmaya devam ederken, hastaneleri, iba- dethaneleri ve okulları bombalarla yerle bir ederek, kadın, çocuk ve kuvözdeki bebeklerin ölümüne sebep olup sava ş suçu i ş lerken dünyanın tepkisi soykırımcıya geri adımattırabildi mi? Dolayısıyla insanlık naklen seyretti ğ i bu vah- ş ette sınıftamı kaldı? Dünyanın vicdanı 20. yüzyılın kapalı devre soykırımcısı Hitler’i durdurmaya yetmi ş ti. Kapalı devre diyorum çünkü ileti ş imbugünkü gibi de- ğ ildi. İ leti ş imin bu kadar geli ş ti ğ i ça ğ ımızda, Yahudileri kurtaran vicdanın 21. yüzyıl versiyonu, yakın tarihte soykırımcı Netan- yahu gibileri mutlaka durduracak iradeyi göstermek zorundadır. Dünyanın ya ş anabilir bir yer ol- ması için, çocukların hayallerinin insanlı ğ ın ortak vicdanı olabilme- sinin yolu Netanyahu ve ortakları- nın durdurulmasının yanında dü ş ünce yapılarının yani ideolojile- rinin sonsuza kadar toplumsal hayatta ye ş ermesinin önüne geçmekle mümkündür. Ya ş am sevinciniz hiç bitmesin. Sa ğ lıkla kalın… Not: ALS hastalarının hayatına dernek vasıtasıyla dokunmak için ALS-MNH DERNE Ğİ yardımlarınızı bekliyor. www.als.org.tr İ smail Gökçek Ya ş amhakkı 163 162
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MTc5NTM3Mg==