TamSaha 257. Sayı / Nisan 2026

Gönülden Kaleme Vefa, hatırla- maktır eme ğ i… İ yili ğ i, fedakârlı ğ ı unutmamak- tır. Söz bitse de borcun bitmedi ğ ini bilmektir. İ n- sanın yalnızca güçlü zamanlarında de ğ il, zor zamanlarında da yanında durmaktır. Geçmi ş te bu duygu, yazılı olmayan bir ahlâk yasasıydı; ö ğ retilmezdi ama hayatın içinde kendili ğ inden ya ş anırdı. Bir kapı çalındı ğ ında kimoldu ğ u sorulmaz, önce kapı açılırdı, çünkü bu anlayı ş güvenle yan yana yürürdü. Bugün bu de ğ er anıldı ğ ında, birçok ki ş inin zihninde bir duygu de ğ il, İ stanbul’da bir semt adı canlanıyor. Oysa geçmi ş te insan ili ş kilerinin omurgası, ahlâkın sessiz koruyu- cusu ve toplumsal hâfızanın temel ta ş ıydı. Peki, eskiden bu kadar canlı ya ş anan bu duyguyu bugün neden bu kadar az hissediyoruz? Günümüzde bu de ğ erin zayıflaması- nın en temel nedenlerinden biri hayatın a ş ırı hızlanmasıdır. İ nsanlar artık durup geriye bakmaya, hatırla- maya ve ba ğ kurmaya zaman ayıra- mıyor. Her ş eyin hızla tüketildi ğ i bir dünyada ili ş kiler de geçici hâle geli- yor. Oysa vefa zaman, emek ister ve aceleye gelmez; hayat devam ederken geride kalanları da hatırla- mayı gerektirir. Bir di ğ er önemli sebep, çıkar mer- kezli dü ş üncenin yaygınla ş masıdır. İ nsan ili ş kileri giderek ‘i ş ime yara- dı ğ ı sürece’ anlayı ş ıyla kuruluyor. Fayda ortadan kalktı ğ ında ba ğ lar da kopuyor. Oysa gerçek vefa, faydanın bitti ğ i yerde anlamkazanır. Bugün birçok insan için bu tutumyük gibi görülmektedir. A ş ırı bireyselle ş me de bu de ğ erlerin a ş ınmasına yol açmaktadır; biz duygusu yerini ben anlayı ş ına bırakmı ş tır. İ nsanlar kendi hedeflerine, kendi konforla- rına odaklanırken geçmi ş te kendile- rine emek verenleri fark etmeden geride bırakabilmektedir. Bu durum ço ğ u zaman bilinçli bir terk edi ş de ğ il, alı ş kanlı ğ a dönü ş mü ş bir ihmal biçimidir. Unutmanın normal- le ş mesi de önemli bir etkendir. Eski- den unutmak ayıp sayılırken, bugün “Hayat devam ediyor.” cümlesiyle me ş rula ş tırılmaktadır. Unutmak ko- layla ş tırılmı ş , hatırlamak zahmetli hâle gelmi ş tir. Hâlbuki iyili ğ i, eme ğ i ve fedakârlı ğ ı hâfızada tutmak in- sanı insan yapan temel bir özelliktir. Modern hayat unutmayı konforlu kılar, rahatlatır ama aynı zamanda insanı eksiltir. Tümbu nedenler, bu de ğ eri sessizce hayatımızdan uzakla ş tırmı ş tır. Ayrıca ku ş aklar arasındaki de ğ er aktarımındaki kopukluk da bu za- yıflamada etkilidir. Ö ğ retilmeyen de ğ er, zamanla ya ş anmaz hâle gelir. Ancak bu duygu tamamen kaybol- mu ş de ğ ildir; sadece derin bir uy- kuya çekilmi ş tir. Geçmi ş te mahalle kültürününmerkezindeydi bu anla- yı ş . Bakkal veresiye defterini saklar, kom ş u kom ş ununmahcubiyetini örterdi. Bir usta, çıra ğ ını yalnızca meslekle de ğ il, ahlâkla da yeti ş ti- rirdi. Bayramda hatırlanan bir ya ş lı, cenazede yalnız bırakılmayan bir aile, yıllar geçse de unutulmayan bir ö ğ retmendi. “Bu duygu kayboldu ğ unda ne olur?” sorusunu sordu ğ umuzda kar ş ımıza çıkan tablo pek iç açıcı görünmüyor. Vefa kayboldu ğ unda toplumyalnız- la ş ır, insan kalabalıklar içinde bile kimsesiz hisseder. Bu duygunun olmadı ğ ı yerde güven olmaz, güven yoksa adalet yara alır, adalet zedele- nirse insanlık susar. Vefa ile ahde vefa sıkça birlikte anılır ama aynı ş ey de ğ ildir. İ lki bir duygu- dur, hatırlamakla ilgilidir. Yapılan iyi- li ğ i, verilen eme ğ i, payla ş ılan geçmi ş i unutmamaktır. Daha çok gönül i ş i- dir. Yıllar sonra bir ö ğ retmeni ara- mak, bir ustayı hayırla anmak, zor günde yanında olanı unutmamak bu kapsamdadır. Ahde vefa ise bir ilkedir. Verilen sözle ilgilidir. Duygular de ğ i ş se bile sözün geçerli- li ğ ini korumasıdır. Zarar etse bile sö- zünü tutmak, kimse hatırlamasa da vaadini yerine getirmek bu ilkenin gere ğ idir. İ lki insanı iyi kılar, ikincisi güvenilir yapar. Toplumlar iyilikle de ğ il, güvenle ayakta durur, bu ne- denle biri kalbi beslerken di ğ eri toplumu ayakta tutar. Son yıllarda hemen her ş ehirde ya ş lı bakım evlerinin açılması ve bu ku- rumların doluluk sorunu ya ş ama- ması, çocukların anne babalarına kar ş ı sorumluluklarını yerine getirip getirmedi ğ i sorusunu gündeme ta ş ımı ş tır. Anne babaların bakım evlerine bırakılmasını her ko ş ulda nankörlük olarak nitelemek do ğ ru de ğ ildir. Ancak bu uygulamanın top- lumda yaygınla ş ması, vefa duygusu- nun zayıfladı ğ ına dair güçlü bir i ş aret olarak de ğ erlendirilebilir. Burada asıl belirleyici olan bakım evinin varlı ğ ı de ğ il, anne babayla kurulan ili ş kinin niteli ğ idir. Geleneksel toplumyapı- sında anne babaya bakmak yalnızca fizikî bir sorumluluk de ğ il, ahlâkî ve vicdanî bir görev olarak görülürdü. Ya ş lılar evinmerkezinde yer alır, karar süreçlerine dâhil edilir ve yük de ğ il tecrübe olarak kabul görürdü. Bu anlayı ş ta vefa, anne babayı hayatın içinde tutmakla ölçülürdü. Günümüzde ise ya ş lılık ço ğ u zaman yönetilmesi gereken bir sorun gibi algılanmakta, bu da vefanın zayıfla- masına yol açmaktadır. Bakım evine yerle ş tirilen birçok anne baba, sa- dece evinden de ğ il, ailesinin günlük hayatından da koparılmaktadır. Ziyaret edilmeyen, kararları sorul- mayan ve yalnız bırakılan ya ş lılar için bakım evi, destek de ğ il terk edilme duygusu üretmektedir. Böyle örneklerde bakım evine bırakılmayı vefasızlık olarak de ğ erlendirmek yanlı ş de ğ ildir. Bakım evlerinin a ğ ır hastalık ve ileri ya ş durumlarında daha güvenli oldu ğ u yönündeki genel kabul, her zaman gerçe ğ i yansıtmamaktadır. Aksine, birçok vakada ev ortamında bire bir bakıcı veya hane halkıyla bakılan hastaların daha uzun ya ş a- dı ğ ı, ruhsal olarak daha güçlü kaldı ğ ı ve hayata daha sıkı tutundu ğ u açıkça görülmektedir. Bunun temel nedeni, insanın sadece tıbbî bakıma de ğ il, aidiyet duygusuna, tanıdık ortama ve duygusal ba ğ lara da ihtiyaç duymasıdır. Evde bakılan hasta, kendi e ş yalarıyla, kendi ko- kusuyla, kendi anılarıyla çevrilidir. Bu durumyalnızca psikolojik de ğ il, do ğ rudan fizyolojik bir etki de yara- tır. İ nsan kendini ait hissetti ğ i yerde daha geç çöker, daha geç vazgeçer. Ev, birçok hasta için tedavinin ken- disi hâline gelir. Bakım evlerine bırakılan ya ş lı ve hastaların kısa sürede hayattan kopmasının en önemli sebeplerin- den biri, terk edilmi ş lik hissidir. Bu his ço ğ u zaman söylenmez ama derinden ya ş anır. İ nsan artık evinde de ğ ilse ve karar hakkı elinden alın- mı ş sa ya ş amla olan ba ğ ı zayıflar. Bu zayıflama, hastalı ğ ın kendisinden daha yıkıcı olabilir. Bu nedenle bakım evlerinde ölüm oranlarının yüksek olması sadece tıbbî sebep- lerle açıklanamaz. Bu aynı zamanda bir manevî çözülme meselesidir. Evinde bakılan hastalar daha uzun ya ş ıyorsa, burada sorgulanması gereken ş ey bakım evlerinin zorunlu iyilik olarak sunulmasıdır. Maddî imkânı olan ama yine de anne babasını veya hastasını bakım evine bırakan yakla ş ım, ço ğ u zaman sorumlulu ğ un devri anlamına gelir. Bu noktadamesele tıbbî de ğ il, ahlâkî bir tercihe dönü ş ür çünkü bakıcıyla evde bakımmümkünken, bakım evinin tercih edilmesi ço ğ u zaman kolaycılıktır. Bu nedenle, bakım evini her ko ş uldamasumbir çözüm olarak sunmak do ğ ru de ğ ildir. Bakım evini vicdanı susturmanın bir yolu hâline getiren yakla ş ımlar, açık biçimde vefa duygusunun kaybına i ş aret eder. Aksine insan sevildi ğ i yerde ya ş ar, unutuldu ğ u yerde ölür. Ev ortamında bakılan hastaların daha uzun ya ş aması bir tesadüf de ğ il, vefa ile hayat arasındaki güçlü ba ğ ın sonucudur. Sonuç olarak, bakım evleri bazı istisnaî durumlar dı ş ında bir zorun- luluk de ğ il, ço ğ u zaman bir tercihtir. Bu tercih de do ğ rudan vefa duygu- suyla ilgilidir. İ nsan evlâdını, anne babasını ya da hastasını evinde ya ş atabiliyorsa ama bunu yapmıyorsa, burada tartı- ş ılması gereken ş ey bakımko ş ulları de ğ il, vicdanmeselesidir. Vefa tam da bu noktada ölçülür. Vicdan ile vefa arasında çok derin, kopmaz bir ba ğ vardır. Hatta ço ğ u zaman vefa, vicdanın hayata geçmi ş hâlidir. Vicdan, insanın içindeki sessiz yargıçtır. Kimse görmezken, kimse hesap sormazken bile do ğ ruyu fısıldar. Vefa ise bu fısıltıyı eyleme dönü ş türmektir. İ nsan vic- danen rahatsız oldu ğ u ş eyi yapmaz, vicdanen borçlu hissetti ğ i ş eye sırtını dönmez. İş te bu yüzden vefa, sadece bir duygu de ğ il, vicdanın sorumluluk alma biçimidir. Vicdan aynı zamanda ölçüdür. İ nsan ba ş ka- sına nasıl davranaca ğ ını kanunla de ğ il, vicdanıyla belirler. Bir anneye bakmak, bir dostu unutmamak, bir eme ğ i sahiplenmek hukukî de ğ il, vicdanî bir meseledir. Bu yüzden vefa, sadece vicdanı olanların ta ş ıyabildi ğ i bir de ğ erdir. En yalın hâliyle ş unu söylemekmümkün- dür… Vicdan, borcun var der, vefa o borcu ödemekten kaçmamaktır. Vicdan sustu ğ unda vefa unutulur, vicdan konu ş tu ğ unda vefa insanı aya ğ a kaldırır. Bu nedenle vefa, vicdanın aynasıdır; insanın kendine bakıp ne gördü ğ ünü gösterir. Bu de ğ erin yeniden güçlenebilmesi için hatırlamanın bir erdem oldu ğ u yeniden kabul edilmelidir. İ nsanlara, geçmi ş te kendilerine eme ğ i geçen- leri hatırlamanın bir zayıflık de ğ il, bir karakter gücü oldu ğ u anlatılmalıdır. Vefa, geri kalmı ş lık de ğ il, derinliktir. Bu bakı ş açısı topluma yeniden kazandırılmadıkça bu duygu kendili ğ inden güçlenmez. Aile içinde vefa kültürünün canlı tutulması büyük önem ta ş ır. Çocuklara hız, ba ş arı ve kazanç ö ğ retilirken, sadakat, ba ğ lılık ve sözünde durma gibi kavramlar geri planda kalmak- tadır. Çocuklar sadece ba ş arı hikâ- yeleriyle de ğ il, sadakat ve ba ğ lılık örnekleriyle büyütülmelidir ki toplu- mun yarınları sessizce onarılsın. Anne babaların kendi anne babala- rına gösterdi ğ i ilgi, çocuk için sessiz ama güçlü bir derstir. Aile içinde bu kültür canlı tutulmalı, çünkü bu de ğ er anlatılarak de ğ il, gösterile- rek ö ğ renilir. E ğ itim sisteminde de ğ er aktarımı yeniden ciddiye alınmalıdır. Ders kitaplarında ve okul ortamlarında sadece bilgiye de ğ il, insan ili ş kilerine dair de ğ erlere de yer verilmelidir. Ö ğ retmenlerin ö ğ rencileriyle kurdu ğ u ba ğ , yıllar sonra bile unutulmayacak bir vefa örne ğ i olabilir. E ğ itim, yalnızca meslek kazandıran de ğ il, insan yeti ş tiren bir süreç olmalıdır. Toplumsal hayatta hız kültürü sorgulanmalıdır; her ş eyin hemen tüketildi ğ i bir dünyada vefa ayakta kalamaz. İ nsanlara durmanın, beklemenin ve geriye dönüp bakmanın kıymeti hatırlatılmalıdır. Vefa, zaman ayırmayı göze alabilen- lerin duygusudur. Son olarak bu de ğ er bireysel bir tercih olarak yeniden yüceltilmelidir. Kimse görmese, kimse hatırlamasa bile verilen sözün tutulmasının bir vicdanmeselesi oldu ğ u vurgu- lanmalıdır. Ezcümle, vefa, kar ş ılık beklemeden yapılan bir insanlık borcudur. Ya ş am sevinciniz hiç bitmesin. Sa ğ lıkla kalın… İ smail Gökçek Vefa 165 164

RkJQdWJsaXNoZXIy MTc5NTM3Mg==