TamSaha 252. Sayı / Kasım 2025

Gönülden Kaleme Küçük bir kasabanın meydanında sabah tela ş ı vardı. Manav tezgâhını diziyor, fırından ekmek kokusu yükseliyordu. Ali her sabah oldu ğ u gibi kasabanınmeydanından geçerek dükkânlarının önünde duran esnafa selâmvermeyi unutmadan okuluna gitti. Ö ğ retmenin, “Bu derste geçen gün i ş ledi ğ imiz saygı konusundaki bilgi- leri peki ş tirmek için tekrar edece ğ iz. Konumuz saygı ve çe ş itleri, anlam- ları… Hayattan örnekler vererek bil- gilerinizi peki ş tirece ğ iz. Saygı nedir, neden önemlidir, kim cevap vermek istiyor?” sorusu üzerine tüm sınıf el kaldırarak söz istedi… Ö ğ retmen “Ali sen söyle” dedi. Ali konuya iyi çalı ş mı ş tı ve anlat- maya ba ş ladı: “Saygı, toplumların ayakta kalma- sını sa ğ layan en temel de ğ erlerden biridir. Sözlük anlamında, de ğ ere, büyüklü ğ e, üstünlü ğ e ba ğ lı olarak dikkatli, ölçülü davranmak diyor. Saygı kavramı, ki ş inin benlik algısı, dünyaya ve olaylara bakı ş açısıyla ilgilidir. Bir kimsenin kendine ve ba ş kalarına kar ş ı saygılı olabilmesi için öncelikle onda bir saygı anlayı- ş ının bulunması gerekir. Ki ş inin aldı ğ ı e ğ itimin ve içinde ya ş adı ğ ı kültürün niteli ğ i de bu anlayı ş ın olu ş ması ve geli ş mesinde önemlidir, sadece bir davranı ş biçimi de ğ ildir; bir bakı ş açısı, bir ya ş am ilkesidir. Saygının çe ş itlerine baktı ğ ımızda en önemlilerinden özsaygı kar ş ı- mıza çıkar. Tanımında ki ş inin kendi- sine duydu ğ u de ğ er, kendi benli ğ ini onurlu görme biçimidir.” “Neden önemli?” diye sordu ö ğ ret- meni… Ali, “Çünkü kendine saygı duymayan birinin ba ş kalarına gerçek anlamda saygı göstermesi zordur” diye cevap verdi ve sözlerine devam etti: “Özsaygı, özgüvenin ve sa ğ lıklı ili ş kilerin temelidir. Örne ğ in ba ş arısızlık ya ş adı ğ ında kendini küçümsemek yerine, hatalarından ders çıkarmakla ilgilenir ve aynı hataya bir daha dü ş memeye çalı ş ır. Ş öyle bir çıkarımyapmamız yanlı ş olmaz… Kendine saygısı olmayanın, ba ş kasına saygısı da olmaz. Bir ba ş ka saygı çe ş idi ise korkudan do ğ an saygıdır. Ş öyle tanımlayabili- riz: Güç ya da otorite kar ş ısında hissedilen korkudan dolayı saygılı görünmek. Samimiyet barındırmaz, ço ğ unluklamecburiyetten kaynak- lanır. Örne ğ in krallara, diktatörlere ya da cezalandırıcı otoritelere duyu- lan saygıyı gösterebiliriz. Ö ğ retme- nim sizlere gerçek saygı ile korkuya dayalı saygıyı kar ş ıla ş tıraca ğ ım; saygı, insanî ili ş kilerin temelidir ama her saygı aynı kökten do ğ maz. Bazı saygılar sevgiden, bilgiden ve güven duygusundan beslenir; bazılarıysa daha önce yaptı ğ ım tarifteki gibi korkudan, mecburiyetten, cezalan- dırılma endi ş esinden. İş te bu iki tür arasındaki fark, insanın iç dünyasını belirler. Bugün çevremize baktı ğ ı- mızda hâlâ korkuya dayalı saygının izlerini görebiliyoruz. Bir i ş yerinde, çalı ş anlar yöneticilerinin fikirlerine katılmasalar da susmayı tercih edi- yorsa, bu suskunlu ğ un nedeni ço ğ u zaman saygı de ğ il, korkudur. İş ini kaybetme korkusu, özgür dü ş ünce- nin önüne geçer. Oysa gerçek saygı, yanlı ş ları dile getirebilme cesaretini içerir. Ya ş adı ğ ımız toplumdüzeyinde ise bu fark daha da derindir. Bazı bi- reyler, otoriteye ya da güçlü figürlere saygı gösterir ama aynı adaleti sıradan insana göstermez. Bu içten gelen bir de ğ er de ğ il, güç kar ş ısın- daki korkunun yansımasıdır. Gerçek saygıysa gücün de ğ il, adaletin yanındadır; korkuya dayalı saygı geçicidir, korku ortadan kalktı ğ ında, saygı da kaybolur ama gerçek saygı kalıcıdır; çünkü kökleri insanın vic- danına dayanır. Korku sessizlik ya- ratır, saygı ise diyalog… Korku, itaat ettirir; saygı, anla ş tırır. Korku büyütmez, küçültür; ama saygı hem bireyi hem toplumu olgunla ş tırır. Sonuç olarak ş unu söyleyebiliriz; gerçek saygı, sevgiden, anlayı ş tan ve özgürlükten do ğ ar. Korkuya dayalı saygı ise yalnızca sessizlik üretir. Korkunun bitti ğ i yerde saygı ba ş lar ve insan, ancak korkmadı- ğ ında gerçekten saygı duymayı ö ğ renir. Sosyal hayata saygıyı ş öyle tanımlayabiliriz; toplumun ortak ya ş amkurallarına uymak, ba ş kala- rının hakkını gözetmek. Bu konuda ş u örnekleri verebiliriz; trafikte kırmızı ı ş ıkta durmak, kamusal alanı temiz tutmak, sırada bekleyenlerin hakkını gözetmek.” Ö ğ retmen bir kez daha “Bunlar neden önemli?” diye sordu ve Ali yeniden anlatmaya ba ş ladı: “Sosyal düzeni ve adaleti korur, toplum içinde huzuru sa ğ lar. Sosyal hayata saygı, ba ş kalarının hakkına saygı duymayı yani empati yapmayı gerektirir. Dolayısıyla toplumda ya ş anacak karga ş ayı önler. Mesle ğ e saygı di ğ er bir saygı türüdür. Her mesle ğ in de ğ erini görmek, eme ğ e kıymet vermek gerekir. Bunun iki yönü vardır. Birincisi ba ş kasının mesle ğ ine saygı, doktorun, ö ğ ret- menin, sanatçının, çiftçinin eme ğ ini takdir etmek. İ kincisi de kendi mes- le ğ ine saygı… Bu da disiplinli, dürüst ve özenli çalı ş makla olur. Örne ğ in telefon tamircisi Mehmet Ustanın i ş ini titizlikle yapması ve zamanında bitirmesi, mü ş terisine randevu vererek ürünü teslim etmesi sadece mü ş terisine de ğ il mesle ğ ine de duydu ğ u saygıdır. Ustanınmesle ğ ine duydu ğ u saygı, eme ğ e ve insana duyulan saygının uzantısıdır. Gelelim gelece ğ e bırakaca ğ ımız mirasa… Bizden sonraki nesillerin bizleri nasıl anaca ğ ını belirleyecek saygı türü olan do ğ aya ve çevreye saygıya… Öncelikle tanımını yapmak istiyo- rum. Kısaca insan dı ş ındaki canlı- lara ve çevreye duyulan sorumluluk diye tanımlayabiliriz. Örne ğ in, a ğ aç- ları korumak, fidan dikmek, topra ğ ı, havayı, suyu korumak, hayvanlara zarar vermemek, elektri ğ i, do ğ al kaynakları israf etmemek. Do ğ aya saygı, gelecek nesillere saygı demektir. İ klimde ğ i ş ikli ğ i ve ozon tabakasına açtı ğ ımız deli ğ e baktı ğ ı- mızda insanların büyük ço ğ unlu ğ u kendisini do ğ anın efendisi gibi göre- rek davranıyor. Oysa insan do ğ anın efendisi de ğ il, bir parçasıdır. Do ğ aya saygı, kendine saygıdır. Çünkü insan nefesini a ğ açla payla ş ır. Birlikte, barı ş içinde, huzur içinde ya ş ama- nın anahtarı farklılıklara saygıdır. İ nsanların din, dil, ırk, cinsiyet, ya ş am tarzı farkı gözetmeksizin kabul edilmesi...” Ö ğ retmeni bir kez daha “Neden önemli?” diye sordu ve Ali duraksa- madan cevap verdi: “Önyargıları azaltır ve toplumsal barı ş ı güçlendi- rir. Örne ğ in kendi inancımızdan olmayan birine hak etti ğ i de ğ eri vermek, empati yapabilmek, ba ş kasının gözüyle bakabilmek, uygulamada önemli faktördür. Kasabamızda farklı dinlere mensup insanların oruç, bayram gibi dini vecibelerini yerine getirirken saygı göstermeleri, yıllardır huzur içinde ya ş amamıza sebep oldu. Farklılık- lara saygı, küresel barı ş ın anahtarı- dır dememiz, kasabamızdaki duruma baktı ğ ımızda yanlı ş olmaz. Bugün son olarak ele alaca ğ ımız ise insan olmanın erdemlerinden ol- mazsa olmazı, insan onuruna saygı. Her insanın do ğ u ş tan sahip oldu ğ u, devredilemez de ğ erini tanımak… İ nsan hakları burada temellenir. İ nsan onuru ko ş ula ba ğ lı de ğ ildir. Zengin-fakir, güçlü-zayıf ayrımı yapılmaz. Örne ğ inmültecilerin, engellilerin ya da toplumda deza- vantajlı ki ş ilerin onurunu gözetmek. Sonuç olarak onura saygı, tümdi ğ er saygı biçimlerinin özüdür. Konuyu özetlersek, saygı; bireysel, toplumsal ve evrensel boyutları olan çok kat- manlı bir de ğ erdir. Özsaygı, di ğ er tüm saygı biçimlerinin temelidir. Korkudan do ğ an saygı geçici, bilinç- ten do ğ an saygı kalıcıdır. Sosyal ha- yata, mesle ğ e, do ğ aya, farklılıklara ve insan onuruna duyulan saygı barı ş çıl, âdil ve ya ş anabilir bir dünya sa ğ lar. Ezcümle saygı, insan olmanın özüdür.” Ö ğ retmeni Ali’yi tebrik ederek, “Aferin çok iyi hazırlanmı ş sın. Sanırım sınıf bu bilgiler ı ş ı ğ ında daha dikkatli davranacaktır” dedi. Ali anlattıklarını gerçekten içselle ş - tirmi ş , hayatının her safhasında uygulamaktaydı. O gün okuldan dö- nerken, yerdeki ş i ş eyi aldı, çöpe attı. Sonra kurumu ş bir fidanın topra ğ ını gev ş etti, elindeki sudan birkaç damla döktü. Eve geldi, ak ş amanne babasına derste saygı konusunu i ş lediklerini, ö ğ retmenin konuyu anlatması için kendisine söz verdi- ğ ini, konuyu kapsamlı bir ş ekilde anlattıktan sonra ö ğ retmeninin aferin diyerek sınıfın önünde övdü ğ ünü anlattı. Kasabalarının saygı konusunda ne kadar duyarlı oldu ğ unu, bu anlamda ş anslı olduklarını söyledi babası ve devamında, “Bu durumyıllardır barı ş içinde ya ş amamızın anahtarı oldu” dedi. Ali ertesi günmahalleyi aya ğ a kaldıranmüzik sesiyle uyandı. Yan kom ş uları, yeni aldı ğ ı müzik setinin sesini sonuna kadar açmı ş , sesten rahatsız olanların uyarılarını duymazdan geliyordu. Kasabanın meydanına geldi ğ inde ş a ş kınlı ğ ı daha da artacaktı. Aslında yo ğ un ol- mayan trafik, kurallara uyulmaması yüzünden kav ş ak noktasında kilit- lenmi ş , herkes cezasını kendi kes- mek istedi ğ i için aracından çıkmı ş ve kavgaya tutu ş mu ş tu. Yıllardır barı ş içinde, yan yana çalı ş anma- navla fırıncı en ufak anla ş mazlıkta birbirine girmi ş , araya giren di ğ er esnaf sayesinde kan dökülmesi önlenmi ş ti. Ali gördükleri kar ş ısında afallamı ş , “Ne oldu bu kasabaya, daha dün insanlar kurallara uyuyor, birbirine saygılı davranıyor, kavga- dan gürültüden uzak ya ş ıyordu” diye dü ş ünürken annesinin “O ğ lum uykunda sayıklıyordun, hayırdır rüya gördün galiba” diyen sesiyle uyandı. “Sorma anne, kasabamızda büyük bir kaos ya ş anıyordu” kar ş ılı ğ ını verdi. Ali giyinip okula gitmek için yola çıktı. Kar ş ıla ş tı ğ ı insanlara selam vererek okuluna gitti. Resimder- sinde ö ğ retmeni, “ İ nsan ve saygı” konulu bir tablo yapmalarını istedi. Herkes insan çizerken Ali bir ayna çizdi. Aynanın kar ş ısında bir çocuk, arkasında ya ş lı bir adamvardı. Ö ğ - retmeni “Ne anlatmak istedin Ali?” diye sordu. Ali gördü ğ ü rüyanın etki- siyle böyle bir resim çizmi ş ti. Soruyu ş öyle cevapladı: “Saygı kendine bakmakla ba ş lar. Kendine saygı duymayan, ba ş kasına da saygı duyamaz. Aynada kendini küçüm- seyen, ba ş kasını da küçümser.” Ö ğ retmen sınıfa dönüp “Saygının özü bir resimle bu kadar çarpıcı anlatılır” diyerek Ali’yi alkı ş ladı. Öykümüzde saygının önemini küçük bir çocu ğ un gözünden anlattım. Günümüzde toplumun her katmanında bu kavrama o kadar ihtiyacımız var ki... Güncel hayatta insanların tahammülleri yok. Öyle ki futbolda bile birbirimize tahammülümüz yok. Bu yüzden Futbol Federasyonu, futbolcuların sahaya “ Ş iddet yok, futbol var” pankartıyla çıkmalarını sa ğ ladı ama bu yeterli olmadı. Bence öyle cezalar konulmalı ki korkuya dayalı saygı olu ş sun. Organizasyonun bütününe saygı duyan kulüp ve yönetici sayısı yok denecek kadar azalmı ş durumda. Bunu nereden anlıyoruz? Maçtan sonra hakemi ele ş tirmeyen yok. Verilecek a ğ ır cezalar nispeten bu sayıyı azaltacaktır. Yaptı ğ ım röportajda Abdullah Avcı Hocanın söyledi ğ i gibi, futbolumu- zun en büyük sorunu saygıdır. Ya ş am sevinciniz hiç bitmesin. Sa ğ lıkla kalın… İ smail Gökçek Saygı 123 122

RkJQdWJsaXNoZXIy MTc5NTM3Mg==