TamSaha 158. Sayı / Ocak 2018
97 96 rakip veya enmükemmel olma dür- tüsü olabilir. Üstün bir odaklanmaya ihtiyaçları vardır ama takımsporla- rındaki kısmî bilinmezlikten veya takımarkadaşına ihtiyaç duyma zorunluluğundan uzaktadırlar. Takımsporlarının da zorluğu tam olarak budur aslında. Bireysel olarak ne kadarmükemmel olursanız olun, takımarkadaşınızın ufak bir hatası, içinde bulunduğunuz gemiyi batıra- bilir. Veya geminiz ne kadar sağlam olursa olsun, bazen ufak bir tekne bile doğru stratejiyle zayıf noktanızı bulup size ağır yaralar verebilir. Bireysel sporlardaki gibi birmoti- vasyona sahip olsanız bile takımınız sizinle paralel değilse yalnızsınızdır. İşte bu yüzden takımsporlarında verilen bireysel ödüller fazlasıyla karmaşık olduğu kadar kazanması da zordur. Spor tarihinin en etkili atletlerinden biri olarakMichael Jordan’ı göster- sek itiraz eden olmaz. Hatta kimile- rine göre o en iyisi. Jordan gibi bireysel anlamdamükemmel bir takımoyuncusunun dahi 14 yıllık kariyerinde 6 NBA şampiyonluğu ve 5MVP ödülü bulunuyor. Magic John- son, Larry Bird, TimDuncan ve hatta Karl Malone, Charles Barkley ve David Robinson gibi oyuncular Jor- dan’ınMVP yolundaki rakipleri oldu. En iyisinin kimolduğunu tartışmaya pek gerek yoktu ama en değerli olanı sıklıkla değişebiliyordu. Dillerde aynı şarkı: Messi mi Ronaldomu? Durumböyleyken Ronaldo veMessi için ne söylenebilir ki? Tarihlerin 2 Aralık 2007’yi gösterdiği o gece Altın Top’u kazanan isimaçıklanır- ken televizyon ekranlarına heyecanlı bekleyişleri yansıyan üç isimden ikisiydi Ronaldo veMessi. Sırasıyla 22 ve 20 yaşlarında, fazla- sıyla umut vadeden birer genç yete- nektiler. Henüz takımolarak kazandıkları kupalara bireysel anlamda ciddi etki edememişlerdi fakat sıra dışı oyunculara dönüşe- cekleri belliydi. O gece Altın Top, bir başkamucizevî çocuk Kaka’nın ellerinde yükseldi. Ne var ki bu bir milâttı. Takip eden 10 yılda ödül Ronaldo veMessi arasında kardeş payı olarak bölüşüldü. Altın Top’un tarihine baktığımız zaman hiçbir dönemde böylesine bir hâkimiyet göze çarpmıyor. İlk kez 1956 yılında verilen ödül, Blackpo- ol’un efsanevî İngiliz oyuncusu StanleyMatthews’e gitmişti. Bu aynı zamanda günümüzdeki Şampiyon- lar Ligi’nin, yani o zamanki adıyla Avrupa Kupası’nın da başladığı yıldı ve Real Madrid bu kupayı ilk beş sezon kimselere kaptırmayacaktı. İşte böylesine ilklerin yaşandığı ve uç noktaların sıklıkla görülebileceği nispeten dengesiz bir dönemde bile Alfredo Di Stefano sadece iki Altın Top ile yetinebildi. Ta ki 1970’lere geldiğimiz zaman Altın Top için belli başlı kamplaşma- lar görüldü. Kulüp bazındaki Avrupa Kupası vemillî takımlar arasındaki Dünya Kupalarında yaşanan Almanya-Hollanda rekabeti Altın Top’a da yansıdı. Bu dönemde Johan Cruyff’un üç ödülüne karşılık Almanlardan Beckenbauer iki, Gerd Müller de bir kez Avrupa’nın zirve- sine çıkıyordu. Altın Top’u bu isim- lerden biri kazanırken diğeri mutlaka onun hemen arkasındaydı. 1980’lereMichel Platini üç ödülle damga vururken pek rakibi yok gibiydi. Fakat 80’lerin sonu yaklaşır- ken yeni nesil Hollandalılardan Van Basten, Gullit ve Rijkaard Ballon d’Or için birbiriyle yarışıyordu. 1990’larda verilenAltın Top ödülleri- nin tamamı farklı oyunculara gitti. Çok çeşitli isimler fark yaratabili- yordu fakat ertesi sezon başka birisi onu tahtından hemen indiriyordu! 1990-2007 yılları arasındaki 18 ödü- lün tam 17 farklı sahibi vardı. Bu sevinci iki kez yaşayan tek isim Brezilyalı Ronaldo olacaktı. Son 10 yılda ise bu tablo daha da tersine dönemezdi! 2008’de Ronaldo ilk kez Altın Top’u kazanırken hemen arka- sındaki Messi ve Fernando Torres’in toplamına yakın bir oy almıştı. Zira Manchester United ile Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırırken attığı goller ve takım içindeki etkisi sayesinde başroldeydi. Ertesi yıl Messi, Guar- diola’nın tümkupaları kazanan omükemmel Barcelona’sında parlayan yıldızdı. Dolayısıyla Altın Top töreninde ikinci sırada kalan Ronaldo’nun iki katından fazla oy alarak zirveye yerleşmesi sürpriz ol- madı. Aynı yıl Ronaldo, Real Madrid’e transfer olduğunda bu ikili arasın- daki rekabette yeni bir cephe açılı- verdi. Artık sadece Şampiyonlar Ligi veya Ballon d’Or için değil, İspan- ya’nın ve dünyanın iki futbol devi için de aynı ligde savaşacaklardı. Bugünkü Ronaldo veMessi kutup- Bir Altın Topmacerası daha “Acaba bu kez farklı biri kazanır mı?” sorusuyla başlamıştı. En nihayetinde Messi ile Ronaldo’nun birer kutupta yer aldığı o klasik eksen etrafında döndük. Kiminin artık sıkıcı bulduğu, kimininse doğal sonuç olarak gördüğü bu hikâyenin tarihte eşi benzeri yok. Ballon d’Or’u kimin hak ettiği tartışıladururken, olan bu süreçte kendi limitlerini aşan fakat bu ikili kadar idolleşemeyen futbolculara oluyor. Balon d’Or Mustafa Akkaya irveye çıkmak…Hangi spor dalı olursa olsun en öncelikli ve en temel amaç budur. Asıl zor olan kısım tamda bundan sonra baş- lar. Artık klişeleşmiş bir söylem- dir ki zirveye çıkmak kadar orada daimî yer edinmek de birmesele- dir. Bireysel sporlarda sanki ikisi- nin de görece daha kolay olduğu izlenimine kapılabiliriz. Zira ant- renman yöntemlerinden psikolo- jik kırılma anlarına, güçlü yanlarını daha da keskinleştir- mekten zayıf yönlerini geliştir- meye kadar birçok unsur sporcunun salt kendi ellerinde gibi gözükür. Michael Phelps veya Usain Bolt’un birer takımarkadaşı yoktur. Onlar tümrekorları kırmak ve en iyisi olmak adına tarihle yarışırlar ve inanılmaz bir mental kuvvete sahiptirler. Floyd Mayweather’ın tek ama tek amacı zirvede kalmaktır. Hermaçında tamkonsantrasyon halinde de- fans yapar, yumrukları savuştu- rur ve sonunda kazanır. Federer ise kendi branşının zirvesine tek başına çok yakışsa da dahamü- kemmel olabilmek adına Nadal gibi bir rakibe ihtiyaç duyar. Tıpkı Björn Borg ve JohnMcEnroe gibi. Veya Niki Lauda ile James Hunt’ın birbirini efsaneleştirdiği gibi. Tüm bu isimleri yöneten şey tarihî re- koru ele geçirme hevesi, dişli bir Altın Top tanıdık ellerde Z
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy NTU4NA==